Beşiktaş JK

"Baba Beni Okula Gönder" Kampanyasına Bağış

BİTTİ AMA DEVAMI VAR  1 Haziran 2011     SharePAYLAŞ

     Bir sezon daha geride kaldı. Ama Beşiktaş adına ne sezon! Eğer her hafta bir yorum yazmış olsaydım geriye dönüp baktığımda bir dizi senaryosu gibi gözükürlerdi. Coşku, heyecan, sürpriz, kavga, hayal kırıklığı, şüphe ve mutluluk hepsi vardı. Neydi bunlar bir hatırlayalım.

        SCHUSTER DÖNEMİ

        Mustafa Denizli'nin sağlık sorunlarından dolayı olduğu kamuoyuna inandırılmakta güçlük çekilen ayrılığından sonra göreve Bernd Schuster getirildi. Kabul edilebilir bir seçimdi. Schuster ilk sezonunda Barcelona gibi bir ekibi geride bırakarak Real Madrid'i şampiyon yapmıştı. Ayrıca yöneticilere "benden ne istiyorsunuz?" diye soracak kadar da anlayışlıydı. Kendisinden hücum futbolu istendi. O da oynattı. İstek de yerindeydi. Beşiktaş taraftarı kısır ve heyecansız futboldan sıkılmıştı. Uzun süren bir şampiyonluk hasreti de yoktu. Hücum futbolu projesi böylece başlamış oldu.

        Ama ilerleyen haftalarda özellikle defans oyuncularının giderek düşen performansları istenen sonuçların gelmemesine neden oldu. Toraman, Sivok ve Ferrari önceki sezonların gerisindeydiler. İsmail bir türlü oyununu oturtamadı. Üzülmez her zamankinin aksine istikrarsızdı. Ekrem sakatlandı, Hilbert idareten sağ bek oynadı. Ersan ile aranan kan bulundu derken o da sakatlandı.

        Ligin ikinci yarısında kadro seçimleri de eleştirilmeye başlanan Schuster, karakterinden dolayı medya ve kamuoyu ile arasına kara kedi de sokunca daha fazla dayanamadı ve istifa etti. Gelişi gibi gidişi de kabul edilebilir bir gelişmeydi.

        Q7 VE GUTI

        Yönetime Serdar Adalı'nın girmesiyle başkan fahiş fiyata iç piyasadan yabancı almaktansa makul fiyata dışarıdan yıldız oyuncu almaya başladı. Quaresma ve Guti transferleriyle taraftar mest oldu ve daha sezon başlamadan yoğun bir tatmin duygusunu yaşadı. İki futbolcu da takımı ve camiayı yürekten benimsediler ve profesyonelce işe koyuldular. Quaresma Beşiktaş'ın UEFA'da gruplara kalmasına büyük katkıda bulundu. Guti de ilk devrede pek çok maçta kalitesini belli etti. Fakat arada yaşadıkları sakatlıklar sırasında takım yarışın gerisinde kaldı. Quaresma iyileşip bıraktığı yerden devam etse de Guti ikinci yarıda sürekli düşüş yaşadı.

        AURELIO VE TEKKE

        Beşiktaş kadrosuna beklenmeyen iki takviye daha yaptı. Tecrübeleri ve potansiyelleri dolayısıyla itiraz edilemeyecek isimlerdi bunlar. Fakat Fatih Tekke karakterinden dolayı problemler yaşadı. Oturmasını kalkmasını pek bilmeyen umarsız tavırlarıyla tepki çekmesi çok kolay olan Tekke, Schuster gibi egosu gelişmiş biriyle uyum sağlayamadı ve birbirlerine girdiler. Tekke'nin yıllar evvel Zenit'e ilk transfer olduğunda teknik direktör Advocaat karşısında koltuğa bir yayılışı vardı ki, Hollandalı teknik adama anlayışından dolayı saygı duymuştum.

        Aurelio ise aslında ilerleyen dakikalarda sahaya sokulacak bir yedek olması gerekirken Schuster tarafından ilk on bir oyuncusu haline getirildi. Eski gücünden ve kondisyonundan eser kalmamış Aurelio, Beşiktaş'ın benimsediği yeni hücum futbolu kimliğine hiç uymadı.

        PORTEKİZ ÇETESİ

        Beşiktaş yönetimi ligin devre arasında beklenmedik transfer hamleleri yaptı. Gerek ligde oluşan puan farkının kapatılabileceğine olan inançtan, gerekse UEFA'da yola devam edilecek olmasından dolayı yaz dönemi için planlanan bazı transferler öne çekildi. Portekiz milli takımı oyuncularından Simao ve Almeida'nın bonservisleri alındı ve Fernandes de kiralandı. Almeida'nın transferinde aracı bir kurumla işbirliğine gidilmesi de kamuoyu tarafından olumlu karşılandı. Artık Beşiktaş hücum futbolu projesine Portekiz ekolü ile devam ediyor. Bu sezon UEFA'daki dört yarı finalistten üçünün Portekiz takımları olması bu seçimin zamanlamasını destekler nitelikte.

        DINAMO KIEV DERSİ

        Beşiktaş'ın bu sezon en büyük dersi alması gereken maçlar, UEFA'da dörder golle boyun eğdiği Dinamo Kiev'e karşı oynadıklarıydı. Oyuncular ve teknik ekip hem fizik hem taktik hem de zihin olarak bir Avrupa maçına nasıl hazır olunamayacağının çok güzel bir örneğini sergilediler. Açıkçası büyük beklentilere bu performans hiç yakışmadı.

        DELİ İBRAHİM

        Beşiktaş'ta Tekke-Schuster kavgasının izleri silinmeden daha kuvvetlisi araları zaten problemli olan İbrahimler arasında yaşandı. Maçın devre arasında Üzülmez, Toraman'ın laflarını hazmedemeyerek takım arkadaşına yumruk atınca Beşiktaş'ta bir devrin sonu da gelmiş oldu. Kısa süre sonra düzenlenen basın toplantısında başkan ve İbrahim dostça vedalaştılar. Kaptan artık çok sevdiği formayı bir daha giyemeyecekti. Beşiktaş'ın yeni girdiği yolda imajının zedelenmesine tahammülü yoktu. Hem Schuster öyle istediği için hem de gelen yıldız oyuncuların moral ve motivasyonlarının korunması adına kaptanın hatası bu kez affedilmemişti.

        İbrahim Üzülmez'in 26 Temmuz 2000 akşamı Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Levski Sofya'ya karşı ikinci yarıda İnönü Stadı'na ayak basışı ve 80. dakikada soldan çizgiye inerek topu yerden Nouma'ya çıkarması hala gözümün önünde. Maçı o golle 1-0 kazanmıştık. İbrahim'in üzerimizde bıraktığı ilk izlenim çok gol attıracağı yönündeydi ama netice öyle olmadı. Sahada hep çok çalıştı ama skora katkısı da çok kısıtlı kaldı. Yine de futbol emekçisi olarak örnek profesyonelliği ile Beşiktaş ve Türk futbol tarihinde derin iz bıraktı.

        NİHAT KAHVECİ

        Yukarıda bahsettiğim maçın bir sonraki turunda, bu defa Lokomotiv Moskova'ya karşı orta sahadan topu söke söke ilerleyen, rakiplerini arkasında sürükleyen bir Nihat vardı. Sonra o Nihat gönülsüzce gittiği İspanya'da başarılarıyla tarihe geçti. Ne yazık ki yuvasına döndükten sonra beklentilere bir türlü cevap veremedi. İşin asıl kötü yanı tecrübesinden kaynaklanması gereken olgun tavrı da sergileyemedi ve sezonun Beşiktaş adına son kavgasının kahramanı oldu. Üzülmez gibi Beşiktaş'ın öz evladı Nihat için de siyah-beyazlı forma artık geçmişte kalacak. Sezon sonunda mukavelesi feshedilen Nihat'a yeni takımında başarılar diliyorum.

        TAYFUR HAVUTÇU DÖNEMİ VE KUPA

        Hem Mustafa Denizli'nin hem de Bernd Schuster'in yardımcılıklarını yapmış olan Tayfur Havutçu'nun takımın başına getirilmesi istikrar adına doğru bir karar oldu. Elbette Schuster'in beklenmedik bir anda görevini bırakması da Tayfur Havutçu için bir şanstı. Schuster sezon sonunda ayrılsa muhtemelen yönetim yeni bir yabancı hoca ile anlaşacaktı. Havutçu eline geçen fırsatı iyi değerlendirdi ve kupayı kazanarak takımın başında kalmaya hak kazandı. En başından itibaren tam olarak böyle planlanmamış bile olsa gelinen nokta devamlılık açısından olumlu olarak değerlendirilmeli. Neticede yönetim Schuster'e karşı da Havutçu'yu ezdirmeyerek doğruyu yapmıştı.

        Teknik yönetim adına çok sevindirici bir haber de yeni sezon için kondisyoner olarak Roland Koch ile anlaşılmış olması.

        Maceralı bir sezonda yaşanan önemli gelişmelerin özeti bu şekildeydi. Şu an için en önemli nokta camianın geleceğe olan iyimser bakışı ve huzur ortamı. Yeni sezonda daha büyük başarılar için büyük beklentiler devam ediyor. Quaresma gibi tarihi bir fırsat yakalanmışken bundan maksimum seviyede yararlanmamak çok yazık olur doğrusu!

 

 

Özel Arama

 

 

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

 

Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.

facebook/KAVADARLIblog

twitter/Akaretler

youtube/KAVADARLIblog