English version

 

   KAVADARLI

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

Sansüre Sansür

Siteden Konular

Münih Ben-Hur Şampiyon Evrim

Hannibal Zagor Floransa İstatistik

Joker Akışkan Venedik Cinephile

Chronicle Fragman Barcelona Festival

Son Eklenenler

  Mutlu Son

  Foto Galeri: Nemrut

  Fragman: The Hobbit

  Fragman: War Horse

  Foto Galeri: Barselona

  Çizgi Roman Günleri

Arşiv

  Geçmiş Yazılar

  Fotokatürler

  Ayın Fotoğrafları

  Foto Galeriler

  Sinema Dosyaları

  Beşiktaş JK Yazıları

KUTSAL HAZİNE AVCISI  23 Kasım 2011     PaylaşPAYLAŞ

Kanser     Bedelli askerlik kararı nihayet alındı. Yıllardır yolunu gözleyenlere hayırlı olsun. Karara hiçbir itirazım yok. Çevremde bu fırsattan yararlanacak olan tanıdıklarım ve arkadaşlarım var. Umarım toplanan paraların sonu deprem vergileri gibi olmaz ve vaat edilen yerlerde kullanılır. Ama kararın açıklanma tarzına tabi ki tepkiliyim. Keşke başbakan bir kez olsun açıklama yaparken saçmalamamayı başarabilse!

        Başbakan daha mart ayında bedelli kararının ancak referandum ile alınabileceğini dile getirmişti. Her neyse, başbakanın bir gün ak dediğine ertesi gün kara demesini artık kanıksadık. Karakteri böyle, yapacak bir şey yok. Ama aynı konuşma içinde birbiriyle çelişen ifadeler kullanmasına hala alışamadım. Artık o kadarı bana fazla geliyor, tahammül sınırlarımı aşıyor. Başbakan ne dedi de bu adam bu kadar sinirlendi mi diyorsunuz? Anlatayım.

        Bir insan önce, 30 bin lira verenlerin temel askerlik eğitimi almayacaklarını söyleyip hemen ardından da vicdani ret konusu gündemimizde yok diyerek sözlerine

"Askerlik bu millet için en kutsal vazifelerden biri olarak kabul edilmiştir. Biz askerimize Mehmetçik derken bunun bir anlamı var, bu küçük Muhammed anlamında Mehmetçiktir."

şeklinde devam edebilir mi? Bu nasıl bir çelişkidir? "Senin kutsalın 30 bine mi satılık?" diye sormazlar mı? Sen bu muhabbete kutsalı, Muhammed'i niye karıştırıyorsun?

        Üst üste çok soru cümlesi kurdum farkındayım ama başbakan ne zaman konuşsa zihnimde soru işaretlerinden başka bir şey oluşmuyor.

        Aslında onu bu trajikomik durumlara düşüren temel neden kendisinin artık tamamen bir oy avcısına dönüşmüş olmasıdır. Aynı anda hem bedelli askerlik bekleyenlerin, hem bu haktan yararlanamayacakların, hem parti tabanınızın, hem de muhalefetteki ufak rakibinizin oylarını kapmayı hedeflerseniz bir yerde saçmalamak zorunda kalırsınız.

        Giderek normalleştiği iddia edilen Türkiye'de vicdani ret taleplerini inandırıcı olmayan böyle argümanlarla ne zamana kadar erteleyebileceğinizi sanıyorsunuz ki? Bedelini ödeyen insanlara temel askerlik eğitimi bile yaptırılmayan bir ülkede, parası olan ya da olmayan herkese sosyal hizmet seçeneğini de sunmak zorundasınız.

        Hükümetin normalleşmekten anladığı tek şey cumhuriyetin kurucularına karşı hamleler yapıp durmak. Eğer maksat gerçekten her alanda modern dünyanın standartlarını yakalamaksa artık bu "askerliğin kutsallığı" anlayışını da terk etmek zorundalar çünkü bu kavram günümüzde sadece bizde var.

        Çıkın halkın karşısına, en az askerlik hizmeti kadar onurlu ve hatta ondan daha da yararlı başka görevler de üstlenebileceklerini açıklayın. Liderlik görevinizi layığı ile yerine getirin ve insanlarınızın ufkunu açın biraz. İşinize geldiğinde onların manevi değerlerini sömürmekten vazgeçin. Sanki sömürmüyormuş da aslında koruyormuş gibi davranma riyakarlığını da bırakın.

        Başbakan insanı kanser eden tutarsız ve riyakar tavrını artık değiştirsin. Yoksa ben başbakanın sigara ile olan mücadelesinin de rekabet duygusundan kaynaklandığını düşünmeye başlayacağım. Her alanda rakiplerini alt etmeyi hedefleyen başbakan halkı da sadece kendisi kanser etsin istiyor olabilir.

        Sigara içiyor olsam bırakır sağlığımı kurtarırdım ama başbakan bizi bırakana kadar büyük risk altındayım.

Yazıcı dostu versiyon

 

İŞ YÜKÜ  10 Ekim 2011     PaylaşPAYLAŞ

Hamal     Birkaç haftadır yazmayınca aslında her biri ayrı bir yazı konusu olacak bazı olayları tek sefere sığdırmak zorunda kaldım. Gecikmeyi önemsemeyip ben de bu olan bitenler hakkında tarihe kısa notlar düştüm. Bu şekilde hem iş yüküm azalır hem de çeşitli nedenlerle gelişmeleri hala duymamış olanlara bir özet geçerim diye düşündüm.

        Antalya'da dileyen vatandaşların gönüllü olarak katılıp bira içtikleri Oktoberfest'in düzenlendiği meydana inek getirildi. Hemen "Alkol insana neler yaptırıyor" demeyin çünkü ineği bira değil ayran içenler soktular meydana. Son yıllarda ülkemizde örneklerine sıkça rastlandığı şekilde alkol almayanların kafası alanlardan daha güzel durumdaydı yine.

        Söz konusu şahısların inek taşımacılığıyla kendilerine ekstra iş yükü yaratmalarının nedeni halkın bira yerine süt ürünleri içmesine yönelik arzularıydı. Sanki birini içmek diğerine engelmiş gibi, bira ve ayran karşı kutuplara yerleştirilmişti bu güzide kafalarda. Alkole mal ettikleri geçmişte yaşanmış bazı adli olayları da kendilerine mazeret edinmişlerdi. Yine sanki ayran içenler arasından bugüne kadar adam döven ya da öldüren hiç çıkmamış gibi. Suça yatkın olan mazeretini eninde sonunda yaratır, alkol bahane. Biranın su gibi tüketildiği Almanya'da işlenen suç sayısı bizdekinden fazla mı acaba?ba?ba?

        Kafaları güzel bu kişiler demokrasiyi ve özgürlükleri diline pelesenk etmiş iktidar partisinin gençlik kolları üyeleriydiler. Yani tahammülsüz eylemleri iktidar tarafından da onaylanıp destekleniyordu. Eğer Antalya gibi bir şehrin halkı önümüzdeki belediye seçimlerinde bu kafalara oy verip idareyi onlara teslim edecekse vay hallerine!

        Son zamanların tüyler ürperten bir başka tartışma konusu da bazı hakim ve savcıların getirdikleri iddia edilen "Mağdurları tecavüzcüleri ile evlendirelim" önerisiydi. Bunu isteme nedenleri yoğun iş yükünü azaltmaktı.

        Şimdi size bir çuval taşıma işi verildiğini farz edin. On beş kiloluk iki patates çuvalı, on kiloluk üç elma çuvalı ve beş kiloluk da bir armut çuvalı var taşınması gereken. Tam taşımaya başlayacakken yoldan geçen bir arkadaşınıza rastlıyor ve kendisinden yardım istemeyi düşünüyorsunuz. Peki ona "Şu armut çuvalını kap" mı dersiniz yoksa en azından bir elma çuvalına el atmasını söylersiniz? Sanırım ikincisi çünkü diğerlerini taşıdıktan sonra armut çuvalı zaten fazla bir zahmet yaratmaz sizin için. Hatta tüy gibi hafif gelir.

        Yani bazı hukukçuların önerilerindeki en korkunç kısım tecavüz davalarının Türk adalet sisteminde verdiğim örnekteki en az bir elma çuvalı kadar yer tutuyor olması. Demek ki onlar olmasa hakim ve savcıların omuzlarındaki iş yükü hissedilir şekilde azalacak. Yahu kaç tecavüzcü var bu ülkede? Gözü dönmüş seçmen sayısı kaç?

        Merak ettiğim başka bir konu da eğer öneriyi getirenlerden birine tecavüz edilirse onların saldırganları ile evlenmeyi kabul edip etmeyecekleri? Elma çuvalına eklenerek arkadaşlarına yük olmak istemezler herhalde? Kadın hukukçulardan zaten böyle bir öneri gelmeyeceğine göre erkeklere soruyorum soruyu. Kendilerini hiç güvende zannetmesinler. Malum erkek erkeğe evliliğe Hollanda'da izin veriliyor. İstatistikler çerçevesinde düşününce bu ülkede birkaç günlük Amsterdam seyahati için hiç düşünmeden yetmiş yaşında adamın ırzına geçecek çok aday çıkar gibi geliyor bana. Nikahtan beş dakika sonra eşlerini ekip "Red Light"ta alırlar soluğu.

        Adalet sistemimizin yüreklere korku salan bir diğer icraatı da parasız eğitim için pankart açan üniversiteli iki genci 19 ay boyunca hapiste tutmasıydı. Geçenlerde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldılar. Şimdi iş çözülmüş mü oldu yani? Devlet mağdur ettiği bu gençlere ne kadar tazminat ödeyecek? Peki daha en başta onların serbest bırakılmalarını isteyen ilk savcının elinden alınan yetkileri ne olacak?

        Gençlerden birinin babasının televizyonda bir programa yaptığı canlı telefon bağlantısını dinledim. Başbakanın ısrarla istediği gibi üç çocuğu varmış. Üçü de üniversitede okuyorlarmış. Onların masraflarını karşılayabilmek için bekçilikten bahçıvanlığa kadar türlü işler yapıyormuş. Bu ülkede herkes çocuklarını okutacak bir sponsor bulamıyor doğal olarak. Ama devlet de üzerine düşeni yaptı. Zorluk çeken ailenin eğitim masraflarını düşürmek ve iş yükünü azaltmak için çocuklardan birinin ayağını üniversiteden kaydırdı.

        Neyse bu günlük bu kadar tatsız konu yeter. Kalanlara başka sefer devam ederiz. Meteorolojiye göre İstanbul'da hava yağışlı gözüküyor. Dileyenler kafaları dağıtmak ve omuzlarındaki iş yükünü unutmak üzere mesai bitiminde Asmalımescit'in kapalı kısımlarına gidebilirler. Zaten açık kısımların icabına bu soğuk havalarda siz üşüyüp hastalanmayın diye devlet büyükleri bakmıştı.

Yazıcı dostu versiyon

 

AYIN FOTOĞRAFI  PaylaşPAYLAŞ

Prag

PRAG                                                                                                           Güven KAVADARLI Koleksiyonu

 

Önceki Ay

Başa Dön

 

 

Özel Arama

 

 

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

 

Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.

Footer

Fragmanlar

İzle  İzle  İzle

  The Darkest Hour           Coriolanus           Dark Knight Rises

İzle  İzle  İzle

       The Raven                 The Hobbit                  War Horse

Foto Galeriler

İzle  İzle  İzle

         Nemrut                    Barselona                    Venedik

İzle  İzle  İzle

        Floransa                       Pisa                         Bolonya

Araç Çubuğunu İndirin

KAVADARLI Toolbar

Sitenin Türkçe ve İngilizce içeriği birbirinden farklıdır.

Takip Edin

facebook/KAVADARLIblog  twitter/KAVADARLIblog  youtube/KAVADARLIblog  feedburner/KAVADARLIblog

Künye

Arama Motoru

Yeni yazılardan haberdar olabilmek için

e-posta adresinizi kaydediniz:

Google
Yahoo
XML

Seçme Yazılar

  En İmkansızı

  Zamane Çocuğu

  Ruhunuzda Var

  Gözümüz Aydın!

  Serbest Çağrışım

  Tefteki Kemancılar

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

[Valid RSS]   Valid XHTML 1.0 Transitional