Beşiktaş JK

"Baba Beni Okula Gönder" Kampanyasına Bağış

MUTLU SON  1 Aralık 2011     SharePAYLAŞ

     Ekim ve kasım ayları geride kaldı. Büyük önem verdiği Avrupa arenasında yoluna devam edebilmesi için Beşiktaş'a gruptaki son maçında bir beraberlik alması yetecek. Bu noktaya gelmek hiç de kolay olmadı. Ligde ise derbi maçlarda sergilenen yüksek performansa ne yazık ki diğer karşılaşmalarda yaklaşılamadı. Bu dönemde dikkat çeken gelişmelerin ilki özellikle savunmada sürekli aynı isimler ile sahaya çıkılmaya başlanması oldu. İkincisi ise Schuster ile başlanan hücum futbolu felsefesinin yerini savunma emniyetini ön plana alan klasik Türk tipi futbol anlayışına bırakmasıydı.

        TÜRKİYE LİGİ

        Beşiktaş adına ligin ilk yarısındaki derbiler tamamlandı. Ezeli rakiplerine karşı kendi sahasındaki maçlardan beraberlikle ayrılan takımımız, deplasmanda zor da olsa Trabzonspor'u yenmeyi başardı. Futbol kalitesi ve heyecanı en üst seviyede olan mücadele Fenerbahçe ile oynanandı. Galatasaray maçında hak edilen galibiyet ne yazık ki skora yansıtılamadı. Trabzonspor maçı ise bir taktik savaşı şeklinde geçti. Mağlubiyet alınmadan tamamlanan derbiler takımın özgüveni açısından faydalı oldular diyebiliriz. Bu özgüvene özellikle Avrupa arenasında çok ihtiyaç duyulacak.

        Ama ciddiyetten uzaklaşıldığı anda aynı özgüven ne yazık ki bazen diğer rakiplere karşı istenmeyen ve beklenmeyen neticeler doğurabiliyor. Gençlerbirliği maçı buna verilebilecek en iyi örnekti. İlk yarıyı 2-0 önde kapayan Beşiktaş'ın maçtan 4-2 yenik ayrılması hiçbir şekilde kabul edilebilir bir olay değildi. Hele bu maçtan alınan derse rağmen Maccabi Tel Aviv karşısında da skorun 2-0 avantajdan 2-2'ye getirilmesi affedilemez bir amatörlük gösterisiydi.

        Yine de ligde alınan sonuçların giderek düzeliyor olmasını artık kesinleşen savunma kurgusuna bağlayabiliriz. Kalede bazen herkesi sinirlendiren hatalar yapsa da, çoğunlukla zor kurtarışlarla takıma önemli katkıda bulunan Cenk var. Hilbert artık bu takımın etkili ileri çıkışlarda da bulunabilen çalışkan sağ beki oldu. Sivok ve Egemen maçı yüksek konsantrasyonla oynayan ve skora da katkıda bulunabilen iki stoper olarak yerlerini sağlama aldılar. İsmail Köybaşı ise sol bekte kendi aleminde takılıyor diyebiliriz. Hücuma katkıda bulunma kapasitesi ile defansta hata yapma potansiyeli kafa kafaya yarışıyorlar. Kendine avantaj sağlayan fiziksel özelliklerini mental açıdan da takviye etmesi gerekiyor.

        UEFA LİGİ

        Beşiktaş geçen sezon her iki maçta da dörder gol yiyerek elendiği Dinamo Kiev'e karşı bu defa daha iyi konsantre olmuş şekilde iki grup maçı oynadı. İlkinde Ernst'i ilk on bire tekrar monte etmeye yeni yeni başlamış, Edu'dan hala medet uman ve daha kadrosunu oturtamamış bir takım olarak sahada futbol adına olumlu şeyler sergilenemedi. Son saniyede yenilen korner golüyle adeta şok olsak bile aslında maçı hak eden kazanmıştı. İkinci maçta ise tek golle ve hak ederek kazanan bu kez Beşiktaş oldu. Son dakikada yine rakibin kullandığı kornerde yaşananlar ise anlatılır türden değildi. Stattaki ve evlerinde ekran başındaki bütün taraftarlar nefeslerini tutarak olanı biteni gerilim dolu bir şaşkınlıkla takip ettiler. Neticede pozisyon mucizevi şekilde gol olmadı ve maç galibiyetle tamamlandı. Egemen'in doğum gününde maçın tek golünü atması da bu zafere unutulmaz ve güzel bir başka detay daha ekledi.

        Gruptaki beşinci maçta Tel Aviv deplasmanında Beşiktaş, karşısında aynı ilk maçtaki gibi çok hırslı, çalışkan ve tatlı-sert bir rakip buldu. Tel Avivli oyuncular Portekizli yıldızlar karşısında kendilerini ispat etmek için tüm eforlarını sahaya yansıttılar. Ama kısıtlı yeteneklerinden dolayı kale önünde işi bitiremediler ve Quaresma'nın ilk yarı sonundaki müthiş şutu ile geriye düştüler. İkinci yarının başında Toraman da golü atınca bir süre için yelkenleri iyice suya indirdiler ama Beşiktaş bazen ölüyü bile diriltme konusunda inanılmaz başarılı olabiliyor ne yazık ki. Bizim oyuncuların ciddiyetten uzaklaştığını görünce iki maçtır içlerinde biriken hırsla skoru beraberliğe taşımayı bildiler. Ama ikinci yarının sonunda da sahneye Q7 çıktı. Bir dünya starına yakışır güzellikteki golüyle stresli gecenin mutlu sonla bitmesini sağladı. Umarım bu performansı devam eder ve önce grup maçları, ardından da kupanın diğer turları yine mutlu sonlarla tamamlanır.

        Beşiktaş'ın özellikle Avrupa arenasındaki maçlarında Hilbert sergilediği üstün performansla takıma büyük katkıda bulunuyor. Almeida ise bu anlamda giderek düşüş gösteriyor. Portekizli santrfor güçlü fiziğini artık daha etkili şekilde kullanmaya başlamalı. Ayrıca daha fazla şut çekmeli.

        GUTI GİTTİ

        Kasım ayının ortasında İspanyol yıldız Guti ile yollar dostane şekilde ayrıldı. Geçen sezonun ikinci yarısından itibaren giderek düşüş gösteren performansı ve sportif olmayan yaşam tarzı, Carvalhal'in artık kendisine forma şansı tanımasını iyice güçleştiriyordu. Guti belki daha iyi yönetilebilir ve takıma daha çok katkıda bulunması sağlanabilirdi ama hatayı sadece yönetime ve teknik heyete yıkmak da doğru olmaz. Guti'nin Beşiktaş'a imza atmak için geldiğinde bir maçımızı tribünden izlerken "Ben bu takımda 40 yaşıma kadar oynarım" dediği rivayet ediliyordu. Bu lafı gerçekten etmiş midir bilmiyorum ama o kafayla işe başlayan bir oyuncu nereye kadar dayanabilirse ancak o kadar dayanabildi Türkiye'de. Halbuki isteseydi Beşiktaş'ta büyük işler başarabilirdi. Quaresma'nın koşu yoluna attığı mükemmel paslara statta canlı şahitlik etmiş biri olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

        ERKEN EMEKLİLİK

        Beşiktaş camiası ve Türk sporseverleri birkaç aylığına da olsa gerçek bir profesyonel ile tanışma şansını yakaladılar. Deron Williams sporumuzda kısa sürede derin bir iz bırakmayı başardı. Guti'nin olamadığı her şeyin simgesi gibiydi adeta. Yarısı boş tribünler önünde, kendi sınıfından daha düşük sporculara karşı bile ciddiyetini ve işine saygısını koruyarak mücadelesini sergiledi. Attığı imzanın, aldığı paranın ve gördüğü sevginin karşılığını sonuna kadar verdi. Eurochallenge Kupası'nda sayı rekorunu kırıp tarihe geçerek kendine saygısı olan gerçek bir sporcunun her kulvarda imza atabileceği başarılar olabileceğini herkese gösterdi.

        Fakat NBA'de lokavt bitip de veda vakti gelince Beşiktaş yönetimi teşekkür olayını biraz abartarak Deron'un giydiği 8 numaralı formayı emekli etti. Birini onore ederken başkalarını üzebilecek girişimlerden kaçınılması gerektiğine inanıyorum. Bugüne kadar bu camiaya büyük emekler vermiş kaç sporcunun formaları emekli edildi ki siz şimdi birkaç aylık mesaiye bu payeyi veriyorsunuz? Neyse bu da "şeytanın gör dediği" olsun, malum Deron'un lakabı D-Will!

TÜRKİYE LİGİ:    BJK 2 FB 2  /  G.BİR. 4 BJK 2  /  BJK 0 GS 0  /  TS 0 BJK 1

UEFA LİGİ:    D. KIEV 1 BJK /  BJK 1 D. KIEV 0 /  TEL AVIV 2 BJK 3

KARTAL KONDU MANŞETİ

 

 

Özel Arama

 

 

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

 

Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.

facebook/KAVADARLIblog

twitter/Akaretler

youtube/KAVADARLIblog

Linkler

  KTV Canlı Yayın

  Geçmiş Yazılar

  Fotokatürler

  Ayın Fotoğrafları

  Foto Galeriler

  Fragmanlar

  Günün Manşetleri

  Sinema Dosyaları

  Beşiktaş JK Yazıları

  Gezi Notları

  Çizgi Roman Ödülleri

  Diplomalı Filmler

  Kara Kartal Günlüğü

  Klasik Müzik Yayını