Kara Kartal

"Baba Beni Okula Gönder" Kampanyasına Bağış

ŞAMPİYON BEŞİKTAŞ  7 Haziran 2009     SharePAYLAŞ

     Bazı kelimeler o kadar kuvvetlidir ki, onların ifade ettiklerini başka sözcüklerle pekiştirmeye gerek kalmaz. Söz konusu futbol ise, en güçlü kelime "şampiyonluk"tur. Ona erişen takım için ne başlık atılacağını düşünmeye, yaratıcılık için kendini zorlamaya hiç gerek yoktur. Sezon boyu sadece şampiyon sıfatını alacakları an için mücadele edenlere verilebilecek en güzel ödül, büyük puntolarla bunu herkese duyurmaktır.

        Uzun süre bekledikten sonra erişilen şampiyonlukların tadı da, coşkusu da bir başka oluyor. Biz de sadece 6 yıl sonra gelen şampiyonluğun değil aynı zamanda 19 yıl sonra tekrarlanan çifte kupa zaferinin sevincini doya doya yaşıyoruz. Bu sitenin ilk senesinde şampiyonluk yaşanması da benim için cabası.

        Öncelikle bu başarılarda emeği geçen herkese teşekkür etmek gerekiyor. Son 3 yılda bu kadroyu adım adım oluşturanlara, Bobo gibi kilit oyunculara sabırla güvenip satmayanlara, Ernst ve Yusuf gibi gerekli takviyeleri zamanında yapanlara ve yaptıranlara teşekkür ederiz. Sezon başında topladıkları puanlarla şampiyonluğa katkıda bulunan teknik ekibi de unutmamak gerekir. İstifa ederek takım üzerinde yarattıkları şoktan dolayı, sezon sonu yaşanacak olası bir hüsranda kendilerine de kesilecek faturayı göze almış olmalıydılar ama hikaye mutlu sonla bittiği için onlar da paçayı kurtardılar.

        En büyük teşekkür elbette Mustafa Denizli'ye gidiyor. Futbolculardaki özgüven açığını, kendi duruşu ve söylemleriyle kapadı. Onların şampiyonluk konusundaki tecrübesizliğini, "bir bilen" edasıyla ve telkinleriyle dengeledi. Soğukkanlılığını neredeyse hiç yitirmedi. Her alanda örnek bir lider olarak sezonu zaferlerle tamamladı.

        Mustafa Denizli ile Denizli deplasmanında ulaşılan bu güzel şampiyonluk, Beşiktaş taraftarının hatırladığı belki de en acı sezon olan 1986-87'nin de bir nevi zihinlerdeki hesaplaşması oldu. Artık geleceğe bakmak gerek.

        Beşiktaş bundan önceki iki şampiyonluğunda olduğu gibi yine tarihi bir fırsatın eşiğinde duruyor. Camia huzura kavuşmuş, kendine güvenini yenilemiş ve maddi olarak imkanlarını arttırmışken atılacak sağlam ve sağduyulu adımlarla önümüzdeki birkaç sezon Beşiktaş'ın egemenliğinde geçebilir.

        Daum ile şampiyonluğa ulaşılan sezonun ardından, yapılan büyük masraflara rağmen Şampiyonlar Ligi'ne kalınamadığında camia bir travma yaşamıştı. Bu defa direkt olarak gruplardan başlanacak. Lucescu ile kazanılan 100. yıl şampiyonluğunun ardından takım yeni sezonun son yarısında tamamen dağılmıştı. Bunda İlhan Mansız'ın satılması ve Lucescu'nun yaygaracılığı önemli rol oynamıştı. Bu defa yönetim daha tecrübeli, teknik adam ise çok daha soğukkanlı.

        Kazanılan çifte kupaya rağmen sezon boyu Beşiktaş'ın kadro eksikleri net olarak gözlemlendi. Şu anda kadronun revizyonu için de güzel bir ortam var. Eldeki futbolcular şampiyon bir takımın oyuncuları olarak değerli durumdalar. Yok pahasına satılmaları söz konusu olamaz. Yönetim beraber yola devam etmeyeceği futbolcularla dostça ve örnek şekilde ayrılmalı. Hepsine teşekkür etmeli ve camianın yakaladığı pozitif atmosferi her koşulda devam ettirmeli.

        Şampiyonluk tamam. Yeni sezonda daha stressiz, daha keyifli maçlar izlettirecek bir takım oluşturulmalı. Tribündeki ya da ekran başındaki taraftarlar stresten sahadakiler kadar terlememeli. Beşiktaş'ın gönül rahatlığıyla futbolun zevkli kısmına prim tanıyacak kredisi var artık.

TÜRKİYE LİGİ:    DEN 1 BJK 2

 

BJK İNÖNÜ STADI'NDAKİ KUTLAMALAR

        Zamanlamanın da denk düşmesi sayesinde, son İstanbul ziyaretimde stadımızın bu haliyle gerçekleşen belki de son şampiyonluk kutlamalarına katılma ve fotoğraf çekme şansını buldum. Yanımda aşkım, karşımda Beşiktaş ile unutulmaz bir gün geçirdim. İşte şampiyon, işte taraftar!

 

 

Özel Arama

 

 

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

 

Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.

facebook/KAVADARLIblog

twitter/Akaretler

youtube/KAVADARLIblog