BAŞ ÖĞRENCİ  30 Nisan 2010

     İnsanlığın tarih boyunca uğurlarında büyük mücadeleler vererek var ettiği kavramlar ülkemizde hayasızca ayaklar altına alınmaya devam ediyorlar.

        İnsani Hak ve Hürriyetler Derneği'nin Diyarbakır şubesi illerinde yapılması planlanan Tango festivali aleyhinde akıllara durgunluk veren bir deklarasyon yayınladı. Mizah sitesi Zaytung'dan çıkmışa benzeyen haberi okurken eğlence ve dehşeti aynı anda yaşayabilirsiniz. Eğlenceli çünkü olay Levent Kırca ve ekibinin en formda zamanlarındaki Olacak O Kadar skeçlerini anımsatıyor. Dehşet verici çünkü adamlar ciddi, şaka yapmıyorlar.

        Aynı sıralarda Siirt'ten gelen, hiçbir eğlenceli yanı olmayan ve sadece insanın kanını donduran başka bir haber daha gündemi işgal ediyordu. Organize ve devamlı taciz olayları uzun süredir devlet görevlileri tarafından hasır altı edilmişti.

        Adında adalet kelimesi geçen parti yürek parçalayıcı suçların üstünü örterek suçluları kollamak için çaba harcıyorsa, hürriyetten bahseden bir derneğin de insanların dans etme özgürlüğüne müdahale etmeye çalışmasından doğal ne olabilir ki? Bu şekilde devam edilirse gelecekte insanlarının dans edip içki içemedikleri, yargısının ise hükümetten talimat beklediği hür ve adil bir ülkede yaşama şansına kavuşacağız.

        Baş öğrencinin baş öğretmen olmaya soyunduğu bir ülkede kavramların ters yüz olmaları normaldir. Demokrasinin, adaletin, özgürlüğün ve insan haklarının ne olduğunu bilmeden halkına öğretmeye kalkışan ancak ülkesine zarar verir. Sekiz yıldır oy uğruna sürdürülen makyavelist siyaset vicdan sınırlarını zorlamakta. Bu yöntemin mantık sınırını çoktan aşan başarısının sırrı ise yaşanan yeni olaylarla her geçen gün daha da net olarak ortaya çıkıyor. Toplumun popülizmle daha da keskinleştirilmemesi gereken sivri köşeleri var ve halkın o köşeleri kapan kısmı ellerinde törpü bulunan sorumluluk sahibi siyasetçilere rağbet etmiyor.

 

SADECE ÇİRKİN  7 Nisan 2010

     Geçtiğimiz ayın sonlarına doğru başbakan demokratik açılım bahanesiyle Türk sinemasının önde gelen isimleriyle buluştu. Aslında bu buluşma iktidarın artık çok iyi bildiğimiz taktiğinin yeni bir örneği idi. Nedir bu taktik? Aydınların ağzına bir parmak bal çalarken kamuoyu nezdinde onların desteğinden nemalanmak.

        Buluşmada başbakan sinema üzerine bilgili ellerden çıktığı belli olan bir konuşma yaptı. Çeşitli filmlere göndermelerle dolu konuşmasından sonra medyada bazı yazarlar kendisine izlemesi için başka filmler de tavsiye ettiler. Bunlar arasında Can Dündar'ın bugüne kadar yazdıklarımı destekler nitelikteki Dr. Jekyll ve Mr. Hide önerisini içeren yazısını zevkle okudum. Konu ilgi alanıma girdiği için biraz geç de olsa ben de kendisine bir Spagetti Western başyapıtını tavsiye etmek istiyorum: İyi, Kötü, Çirkin.

        Çirkin olarak kast edilen Tuco karakteri film boyunca her şeyi ikiye ayıran unutulmaz replikler dile getirir. "İki tür mahmuz vardır. Kapıdan girenler ve pencereden girenler" diyerek filmin iyi karakterini otel odasında faka bastırdığı sahne kendi adıma bunların en keyiflisidir. 

        Başbakan da açık bulduğu her pencereden devletin kurumlarına sızmak konusunda en az Tuco kadar başarılı. Kapılar kendisine kapatılsa bile arkadan dolanmada üstüne yok. Ayrıca Türkiye onun döneminde aynı bir Tuco repliğine yakışır şekilde ikiye ayrılmış durumda. Kutuplaşma o kadar şiddetli ki, herkes söze "İki çeşit Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı vardır..." şeklinde başlayarak devamını gönlüne göre getirebilir.

        Zaten başbakanın yaptığı siyaset de rahatlıkla Spagetti Politics olarak adlandırılabilir. Nasıl ki Spagetti Western kaba yapısıyla Klasik Amerikan Westernleri'ne alternatif bir alt tür olmayı başardıysa, başbakanın siyasi üslubu da klasik siyasetin inceliklerinden yoksun olarak kendi janrını oluşturmuş durumda.

        Sırası gelmişken başka bir filmden daha alıntı yapayım. Steve Martin'in yer aldığı yeni Pembe Panter serisinin ilk filminde, Müfettiş Clouseau tanık sorgulama sırasında klasik iyi polis-kötü polis numarasını uygulamaya karar verir. Yalnız bir farkla, her ikisini de kendisi canlandırmaktadır. Sorgu odasına önce kötü polis tavırlarıyla girerek esip gürler ve çıkar. İki saniye sonra da iyi polis edasıyla geri dönerek tanığa babacan şekilde yaklaşır. İşte ancak bir komedi filminde rastlanabilecek bu sahnenin sayısız benzerini başbakan sayesinde biz ülkemizde yıllardır izleyip duruyoruz.

        Başbakan siyasi arenada takındığı makyavelist tavırla ne iyi ne de kötü aslında sadece çirkin olmayı başardığını bilmeli. Unutmamalı ki bu hayatta iki tür insan vardır. Zaman ile dost ve düşman olanlar. Ne mutlu ki zaman herkesin maskesini düşürüyor ve hep dostlarına kazandırıp düşmanlarına kaybettirerek geçip gidiyor.

 

Nisan 2010 / www.kavadarli.com

 

 

 

   KAVADARLI                                                      İletişim: guven@kavadarli.com 

        www.kavadarli.com