Bütün şampiyonlar eşittir ama bazıları daha eşittir. Hangileri mi? Elbette Şampiyonlar Ligi'ni kazananlar. Dün gece Şampiyonlar Ligi'nin adına yakışır içerikte bir final oynandı. İki takım da bu sezonu kendi liglerinin zirvesinde tamamlamıştı. Adeta altın kemer için yapılan boks maçı misali, Avrupa'da geçen senenin en büyüğü olan Manchester United unvanını korumak için bizzat sahadaydı.

        Bu sezonun başından beri sergilediği performansla adeta haykırarak şampiyon olacağını ilan eden Barcelona, geceyi sürprize mahal vermeden tamamladı. Hiç şüphesiz uzun yıllar sonra oyunu böylesine domine eden ilk ekip olan Barcelona, bu sezon Avrupa'da hangi ligde mücadele etse yine şampiyon olurdu. Aslında Real Madrid'e daha yakın durmama rağmen, futbol tarihinin efsane kadroları arasına giren bu takıma ben de hayranlık duyuyorum.

        Finalin Roma'da oynanması da tabloyu tamamlayan güzel bir ayrıntı oldu. Barcelona futboldaki imparatorluğunu, tarihteki en büyük imparatorluğun başkentinde ilan etti. Ve tanrının eli Sistine Şapeli'nin tavanından yeşil sahalardaki elçisine doğru uzandı.

 

 

ÇAĞDAŞ YAŞAMA DEVAM  19 Mayıs 2009

     Bugün 19 Mayıs... Cumhuriyetimizin ilanına kadar ulaşacak milli mücadelenin başlangıcı olarak kabul edilen bu tarih, 1938'de Atatürk henüz hayattayken "Gençlik ve Spor Bayramı" adını almıştı. Bu özel günün 90. yıldönümünde gururu ve üzüntüyü beraber yaşıyoruz. Hayatını hastalıklarla ve en büyük hastalık olan cehaletle mücadeleye adayan Türkan Saylan'ın cenazesi bugün kaldırıldı. Böylece üzerlerinde emeğinin geçtiği gençler tarafından hiçbir zaman unutulmayacak olan ismi, kendisiyle aynı idealleri paylaşan diğer gençler tarafından da en azından her 19 Mayıs tarihinde saygıyla anılabilecek. Gözaltına alındığında sevinenler için bundan daha büyük bir tokat herhalde olamazdı.

        Ülkemiz yakın geçmişte Mardin katliamı gibi bir trajediyi yaşadı. Herkesin yüreği ölen küçücük çocuklar için ayrıca parçalandı. Peki ellerinde silahlarla o katliamı yapanların da bir zamanlar masum birer çocuk oldukları gerçeğine ne kadar dikkat çekildi? Her çocuk içinde yetiştiği ortamın şeklini almaya müsaittir. Bu yüzden eğitim çok önemlidir. Bu yüzden eğitimi kontrol eden eller daha da önemlidir.

        Bugün Türkiye'de yaşanan çekişmenin temelinde gelecek nesilleri şekillendirme arzusu yatmaktadır. Cumhuriyetin ilanından itibaren başlayan bu çekişmede tarafların ağırlıklı hedefi hiçbir zaman için mevcut kuşakları değiştirmek olmamıştır. Belli bir yaşam tarzını benimsemiş insanların köklü değişimler yaşamaları beklenemez. Sadece bu insanların ellerine ve insaflarına bırakılan çocukların da, ilerde onlardan farklı bir hal almalarını beklemek fazla iyimserlik olur.

        Cumhuriyetin ilanı ve devamında gelen devrimlerle beraber Türkiye'nin gelecek nesillerinin yaşam çerçevesi belirlenmek istenmiştir. Çağdaş, eğitimli, kültürlü, kendi ayakları üzerinde durabilen, bilimsel düşünce yapısına sahip ve tanrı ile arasına başka hiç kimseyi sokmayan nesiller yetiştirebilmek için temeller atılmıştır. Bazı çocukların ailelerinden hiçbir zaman öğrenemeyecekleri fikir ve bilgiler ile tanışmaları sağlanmak istenmiştir.

        Gelecek nesillerde yetişecek kadınların toplumdaki konumları nasıl olacak? Kadına hangi gözle bakılacak? İnsanların din ile ilişkilerinde esneklik ve hoşgörü ne boyutta olacak? Devleti dolayısı ile milleti idare eden kafalar bilimselliği ve özgür düşünceyi ne kadar destekleyecekler? Bütün bu soruların yanıtlarını verebilmek için bugünü iyi değerlendirmek gerekmektedir.

        Ülkelerde gerçekleşen devrimler çoğu zaman herkes tarafından benimsenmezler. Karşı devrimi yapmak için uygun zamanı kollayanlar her zaman var olabilirler. Böyle kişiler bizim ülkemizde de mevcutturlar. Eğer bu kişiler günübirlik düşünce yapısına sahip olsalardı, cumhuriyetin 86. yaşına yaklaşırken Türkan Saylan gibi bir insanı bile göz altına alabilecek konuma gelebilirler miydi?

        Cem Dizdar ve Metin Sever'in 1993 yılında Başak Yayınları'ndan çıkan İkinci Cumhuriyet Tartışmaları kitabındaki söyleşisinde, sonradan başbakan olacak Recep Tayyip Erdoğan'ın şu sözleri yer alıyor:

        "Gelinen bu noktada; Türkiye tam bir kaosla karşı karşıya. Rejim tıkanmıştır. Çürümüştür, etrafa rahatsız edici kokular salmaktadır. Kimsenin rejime güveni kalmamıştır."

        "Türkiye’nin yarınında artık Kemalizm'e ve başkaca herhangi bir resmi ideolojiye yer yoktur. Kemalizm'in yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir..."

        "... Biz Müslümanlar için din İslam’dır. En üst belirleyici İslam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir.”

        "... Ben İslam’ın devlet planı içinde düşünüyorum."

        Zamanında bu sözleri söyleyenler, sonradan Milli Eğitim Bakanlığı'nı otomatik pilota bağladılar. Kendilerince çeşitli hesaplaşmalar içinde olan bazı aydınlar ise uzun zamandır onlara arka çıkmakta ve cesaret vermekteler.

         Bu insanlar tarafından "Kemalizm" diye kalıplandırılmaya çalışılan kavram, Atatürk ilkelerini benimsemiş insanlar için çağdaş ve bilimsel bir Türkiye hedefinden başka bir şey değildir. Bu hedefe ulaşırken dikkat edilmesi gerekenler ise Gençliğe Hitabe'de mevcuttur.

 

Mayıs 2009 / www.kavadarli.com

 

KUSURSUZ
 

 

   KAVADARLI                                                      İletişim: guven@kavadarli.com 

        www.kavadarli.com

28 Mayıs 2009