"Baba Beni Okula Gönder" Kampanyasına Bağış

 

AKIŞKAN DÜŞÜNCELER - 5  28 Temmuz 2011     PaylaşPAYLAŞ

Beyaz     Gündem aldı başını gidiyor. Bense arada bir yazabiliyorum. Konular biriktiğinde en güzeli hepsine tek yazıda dokundurmak oluyor. Bu satırda açıyorum zihnimin musluğunu bakalım sayfanın aşağısına neler akacak?

        Türkiye'de sağ sol kavgası hiç bu kadar şiddetli yaşanmamıştı. Başbakanın sağı ve solu çok şiddetli biçimde kapışıyor. Laiklik, hukuk, demokrasi, Kıbrıs ve terör sorunu üzerine kimi zaman başbakanın sağını dinliyoruz, kimi zaman da solunu. Başbakanın bu zıt tavırları müthiş bir sarhoşluk duygusu yaratıyor üzerimizde. Başbakanın bizde yaptığı kafayı hiçbir alkol yapamıyor.

        Zaten sağda solda durmadan yakalanan sahte içkiler de bu yüzdendir. Gerçek içkiler yetersiz kalmaya başlayınca millet başbakan gibi etkili kafa yapan bir şeyler üretmek için kolları sıvadı. Hiç hesap etmediler ki bunları ülkemize gelen yabancı turistler de içecekler. Garipler alışık olmadıkları için ağır geldi başbakan kafası, telef oldular.

        Malum artık yasama, yürütme ve yargı başbakanın iki dudağının arasında. Önümüz Ramazan... Başbakan balkona çıkıp "Ey halkım size bir bayram hediyesi vermek istiyorum. Söyleyin kimin serbest kalmasını istersiniz?" dese, halk kimi seçerdi dersiniz? İktidarla ters düştüğü için hapis yatan bir aydını mı yoksa Aziz Yıldırım'ı mı? Öteki tarafta kulakların çınlasın Barabbas.

        Şike soruşturması kapsamında halkımıza ülke gerçekleri konusunda hızlandırılmış bir kurs verilmiş oldu. Artık onlar da telefonların dinlendiğini idrak ettiler ve tutuklu yargılanma gibi kavramlarla nihayet tanıştılar. Adaletin ve yasaların iktidar tarafından çıkarı doğrultusunda nasıl kullanılabileceğine dair kafalarında fikirler oluşmaya başladı. Futbolda dönen dolaplarıysa zaten hep biliyorlardı. O konuda bir şaşkınlık yaşamadılar. Kartal başını eğdi, kanaryanın çenesiyse hiç susmadı.

        Konu spordan açılmışken yeni spor bakanına değinmeden olmaz. Kendisi çok değişik bir karakter. İnsanlar normalde konuşurken verilmek istenen mesajın içeriğine göre bazı kelimelere vurgu yapabilirler. Bakana göreyse kurduğu cümledeki her kelime eşit öneme sahip olsa gerek ki hepsini aynı tonda vurgulayarak söylüyor. Bu tarzından dolayı hiçbir mana içermeyen söylemleri bile dinleyenlerde sanki müthiş önemli bir tespitte bulunmuş gibi etki bırakabiliyor. Sırf bu özelliği nedeniyle gelecekte başbakan olabilir. Ben kendisinin en çok küçüklüğünü merak ediyorum. Nasıl bir çocuktu acaba?

        İnsanoğlu sonsuzluk kavramı üzerine bugüne kadar çok kafa yordu. Angelopoulos Sonsuzluk ve Bir Gün diyerek en güzel film isimlerinden birine imza attı. Sonsuzluk ve bir gün kaç gün eder? Artık biliyoruz ki ana muhalefet için 15 gün ediyor. Bir sömestr tatili kadar adeta. Sonsuza kadar yemin etmeyecekmiş gibi duran parti 14 gün sonunda eylemini noktaladı. Merak etmesinler seçmen "sonsuza" kadar onlarla!

        Peki özgür bir Türk insanının Norveçli bir mahkumun sahip olacağı yaşam standardına bozulmasına hatta içerlemesine ne demeli? Bizim millete hem de mükafatmış gibi sunulan yaşam tarzının aslında ne kadar kalitesiz olduğu böyle anlarda daha iyi ortaya çıkıyor. Sen kapanmayı özgürlük gibi algılarsan, elalemin ülkesinde içeri kapatılanın beş yıldızlı otel standardını da kıskanırsın tabi. Gerçek özgürlüğün değerini ve nasıl yaşanacağını ne zaman öğreneceksin Türkiye?

Önceki Akışkan Düşünceler: [1][2][3][4]

Yazıcı dostu versiyon

 

 

13 HAYALET  17 Temmuz 2011     PaylaşPAYLAŞ

Beyaz     Bugüne kadar askerlik görevini yapmakta olan binlerce gencimiz terör kurbanı olarak hayatlarını kaybettiler. Arkalarından milletçe döktüğümüz gözyaşlarından kaç matara dolardı acaba? O mataralarla kaç kendini bilmez siyasetçi yüzünü yıkayarak kendine gelirdi?

        Annelerin, eşlerin, kız kardeşlerin cenazelerde ettikleri feryat ve figanların hepsi bir araya getirilebilse kaç ses bombası yapılırdı acaba? Kulaklarını tıkamış kaç duyarsız menfaatçiye ulaşırdı o bombaların sesleri?

        Aziz Nesin Kan Yüzüğü adlı öyküsünde kendi kanındaki demiri ayrıştırarak platonik aşkı için yüzük yapan bir simyacıyı anlatır. Ölen gencecik askerlerin ve onların ailelerinin vatana duydukları aşk da platoniktir. Sevgilerine karşılık alamazlar. Vatan hep başkalarını sever, onları zengin eder.

        Bugüne kadar hayatlarını kaybeden askerlerin kanlarından simyacı kaç mermi yapardı acaba? O mermilerle kaç baron, kaçakçı ve bölücü hayattan emekli edilirdi?

        William Castle'ın 1960 yılında çevirdiği korku filminin adıdır 13 Hayalet. Daha sonra 2001'de yeniden çevrilmiştir. Şimdi 2011 yılının temmuz ayında bu defa acılarla dolu gerçek bir hikayede geçiyor 13 rakamı. Bense şehit düşen 13 gencin hayaletlerinin gelip bütün bu katliamların sorumlularını cezalandırdığını hayal ediyorum. Hep aynı kısır döngünün yaşandığı bu topraklarda askeri ve siyasi bir çözüme dair umutlarım giderek sönerken paranormal beklentiler içine girmiş durumdayım.

        Ve gençlerin hayaletleri intikam için geri gelmeyecek olsalar bile bu hikaye sadece trajik değil aynı zamanda sinemada izlediklerimizden aslında çok daha korkunç. Çünkü biliyoruz ki bütün bu ölümlerin nedeni maalesef para normal olarak!

Yazıcı dostu versiyon

 

 

KIRILMAZ  6 Temmuz 2011     PaylaşPAYLAŞ

     Çizgi roman kültürü üzerine yapılmış en güzel filmlerden biri Shyamalan'ın yönettiği Unbreakable'dır. Film Türkçe'ye nedense Ölümsüz şeklinde çevrilmiştir. Oysa bu yanlış ad eserin özüne zarar vermektedir. Film, doğumundan itibaren kemiklerindeki aşırı hassasiyet nedeniyle son derece kırılgan bir yapıya sahip olan Elijah isimli karakterin kendi zıddını bulma çabasını ele alır. Felsefesi "Eğer ben bu kadar kırılgansam, bu dünyada beni dengeleyecek derecede sağlam biri de mutlaka bulunmalıdır" şeklindedir. Yani kırılmazı aramaktadır.

        Zıtların birlikte yaşadıkları ve birbirlerini dengeledikleri bir dünya görüşü şu anda ikiye bölünmüş gibi duran ülkemize de çok uygun düşüyor.

        Mesela ben iktidara oy vermeyen iki seçmenden biri olarak biliyorum ki Türkiye'de bir yerde iktidara attığı oyla beni dengeleyen biri var. Aynı şekilde o kişi tanışmasak da benim varlığımdan haberdar.

        Muhafazakarların hiç sevmediği Alman rock grubu Rammstein Stirb Nicht Vor Mir yani Benden Önce Ölme adlı parçasında birbirlerini hiç tanımamış olan iki sevgiliyi ele alır. Bir düet olan şarkıda sevgililer birbirlerine bu şekilde seslenirler. Ben de Türkiye'de beni dengeleyen tanımadığım o şahsa "Benden önce ölme!" diye sesleniyorum. Ölme ki yaptığın hatanın pişmanlığını yaşayarak çekebilesin.

        Filme geri dönelim. Bazen zıttımızı yaratan aslında kendimizdir. Umarsızlığımız ve vurdum duymazlığımızla toplumda yarattığımız boşluğu doldurmak için başka birisi aşırı sahiplenmeci ve korumacı olup çıkar. Biz kimseyi rahatsız etmeyen tavırlarımızla çevremizdekiler tarafından sempatik olarak görülürken, bizi dengeleyen diğer kişi toplum nezdinde had safhada antipatik bir duruma düşebilir.

        Eşimle televizyonda Önder Sav'ın bir demecini izlerken, gözümüz destek için arkasında duran partililer arasındaki bir kadına takılmıştı. Ürkütücü bir maskeye dönmüş yüzüyle o kadın artık devletin ta kendisi olmuştu. Kimseye sempatik gelmesi mümkün olmayan bir görüntüsü ve tavrı vardı. Zaten Önder Sav da aynı durumdaydı.

        Peki bu insanlar neden bu hale gelmişlerdi? Muhtemelen toplumdaki rüzgar nereye eserse oraya giden ilkesiz insanları dengelemek için gösterdikleri yoğun çaba neticesinde bu dönüşümü gerçekleştirmişlerdi.

        Devrimin kıymetini bilmeyenler, devrimi aşırı sahiplenenleri yarattılar. Aşırı sahiplenenler de karşı devrimcileri yarattılar. Anlayacağınız milletçe Dr. Frankenstein olduk. Şimdi neticesine katlanıyoruz.

        Malum artık neredeyse ikiye ayrılmış bir toplumuz. Belli olmayansa iki taraftan hangisinin kırılgan, hangisininse kırılmaz olduğu. Bunun cevabını ancak şangırt sesinin geldiği yöne bakınca anlayacağız.

        Benim merak ettiğimse bütün bu denge muhabbetinden dolayı dünya üzerinde hangi şanslı ülkenin mantıklı, tutarlı, centilmen ve aydın bir başbakana sahip olduğu?

Yazıcı dostu versiyon

 

AYIN FOTOĞRAFI  PaylaşPAYLAŞ

 

 

 

Özel Arama

 

 

 

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

 

Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.

Footer

KAVADARLI Künye

facebook/KAVADARLIblog

twitter/KAVADARLIblog

youtube/KAVADARLIblog

Linkler

  KTV Canlı Yayın

  Geçmiş Yazılar

  Fotokatürler

  Ayın Fotoğrafları

  Foto Galeriler

  Fragmanlar

  Günün Manşetleri

  Sinema Dosyaları

  Beşiktaş JK Yazıları

  Gezi Notları

  Çizgi Roman Ödülleri

  Diplomalı Filmler

  Kara Kartal Günlüğü

  Klasik Müzik Yayını