"Baba Beni Okula Gönder" Kampanyasına Bağış

 

KAVADARLI Künye

facebook/KAVADARLIblog

twitter/KAVADARLIblog

youtube/KAVADARLIblog

Linkler

  KTV Canlı Yayın

  Geçmiş Yazılar

  Fotokatürler

  Ayın Fotoğrafları

  Foto Galeriler

  Fragmanlar

  Günün Manşetleri

  Sinema Dosyaları

  Beşiktaş JK Yazıları

  Gezi Notları

  Çizgi Roman Ödülleri

  Diplomalı Filmler

  Kara Kartal Günlüğü

  Klasik Müzik Yayını

MEĞER  27 Ocak 2011     SharePAYLAŞ

Beyaz     Bu günlerde bilgiyi televizyon izleyerek almaktan daha aldatıcı bir şey varsa o da yan odadan televizyon dinleyerek almakmış. Bu gerçeği dün yaşadığım tecrübelerle öğrenmiş bulunuyorum. Bazı kişileri görmeye tahammül edemediğim için televizyonu uzaktan takip etme kararı almıştım. Bu gidişle toptan kapatmam gerekecek sanırım.

        Öğleden sonra televizyondan "Şarap değil ki yıllandıkça makbul olsunlar" diye bir açıklama duydum. "Biradan mı bahsediliyor acaba?" diyerek gittim baktım. Ekrandaki konuşmacının Bakan Çelik olduğunu görünce şaşırdım. "Yaşasın! Demek hükümet içki ile barıştı hatta şarap mı bira mı geyiğine bile başladı" diye sevinirken fark ettim ki konu CHP imiş. Meğer Bakan Çelik anlamadığı konulardan konuşurken bilmediği şeylerden örnek veriyormuş.

        Akşamüstü bu defa bir röportaj sesi geliyordu. "Nefis bir karı var" şeklinde bir cümle duyunca afalladım. Gittim baktım, Bakan Akdağ Erzurum hakkında konuşuyor. "Vay canına! Biraz kaba bir dille de olsa bizim hükümet ülke tanıtımında İsveç yöntemini benimsedi galiba" diye düşündüm. Dünya Kupası için Almanya'ya gittiğimizde sokaklarda dolaşan hepsi bir örnek yarı giyinik İsveçli kızları görmüştük. Ülkelerinin reklamını yapıyorlardı. Fakat röportajı biraz daha dinleyince bakanın Dünya Üniversiteler Kış Oyunları'ndan ve kardan bahsettiğini anladım. Zaten ne kadar nefis olsa da, o kadar turistle tek kişi başa çıkamazdı.

        Akşam televizyondan bu sefer "Padişahım çok yaşa!" diye sesler geliyordu. Haberler sandım, "Başbakan acaba bu sefer nerede miting düzenlemiş?" diye merak ederek gidip baktım. Kamera güneşe karşı tutulduğu için sadece siluet olarak gözüküyordu ekrandakiler. Başında kavuğuyla atının üzerinde halkın arasından geçen birini gördüm. "Helal olsun! Nihayet memlekete demokrasi geldi galiba. Artık başbakan özgürce dilediği gibi davranabiliyor" diye düşünürken bir anda büyük bir sukut-ı hayale uğradım. Meğer Muhteşem Yüzyıl yayındaymış o sırada.

        Bu sıralar ülkemizde tarihsel yapımları gerçekleştirmek daha kolay aslında. Avrupa'da çekilen benzer bir yapımı ele alalım. Kralın halkla buluştuğu kalabalık sahnelerde figüranlara neler yapmaları gerektiği muhtemelen uzun uzun anlatılıyordur. Bizde ise "Başbakanı görmüş gibi davranın" demek yeterli.

        Bugün şu ana kadar televizyonu açmadım. "Sessizliğim yanlış anlaşılmasın" der gibi bakıyor bana durduğu yerden.

Yazıcı dostu versiyon

 

ŞU AN  26 Ocak 2011     SharePAYLAŞ

Beyaz     Enerji Bakanı Yıldız "Doğalgaza şu anda zam yok" dedi. Geçmişi unutarak ve geleceği hiç düşünmeden sadece yaşadığı an üzerinden ülkenin durumunu değerlendiren bir halkı uyutmak için bundan güzel bir açıklama olamaz. Haftaya zam yapılsa bakan yalancı çıkmayacak. Madem ki anlık yaşamaktan yanayız, bakalım memlekette şu an neler olup bitiyor?

        Öğrencisinin "İnsanlar maymundan mı geldi?" sorusu üzerine derste evrim teorisinden bahseden tecrübeli öğretmene, mevzuatta henüz böyle bir suç olmadığından dolayı şu an için sadece uyarı cezası verilebildi.

        On yıl önce "Tayyip Bey'in bir milyar doları varmış" diyen Rahmi Koç, şu an onun karşısında neredeyse el pençe divan vaziyette.

        Kars'taki İnsanlık Anıtı şu an çaresizce yıkım emrinin çıkmasını bekliyor.

        Avrupa'nın en büyük adalet sarayının inşaatı şu an devam ediyor. Hükümet bizi saraylarda yaşatmaya kararlı.

        Şu anda da doğal gaza gelen bir zam yok.

        Bazılarımızın maymundan gelme süreci şu an hala devam ediyor.

        Koç yumurtası stoklarımız şu an tükenmiş durumda.

        Başbakanın tüm siyasi kariyerine şahitlik etmiş olan Dolmabahçe'deki çirkinlik anıtı Gökkafes şu an arsızca turistleri bekliyor.

        "Heykelden az çok anlarım" diyen başbakanın, belediye başkanlığından itibaren diktirdiği bir heykel düşünüyorum ama şu an hatırlayamadım.

        Cumhurbaşkanının başkanlık sistemi için şu an çekincesi var.

        Yazı bitti, şu an itibarıyla doğal gaza hala zam gelmedi.

Yazıcı dostu versiyon    

AKIŞKAN DÜŞÜNCELER - 4  20 Ocak 2011     SharePAYLAŞ

Beyaz     Gündem son sürat yoğunlaşıyor. Haber kanalları tartışma programlarıyla dolu. Seçim tarihi yaklaştıkça ortalık daha da şenlenecek. Olan biten her konuda ayrı bir yazı yazmaya üşendiğimde ne yapıyorum? Konuların bir yerlerden birbirlerine bağlanmaları umuduyla başlıyorum serbestçe yazmaya. Bağlanmazlarsa da canları sağolsun.

        İnsanların birbirlerini yanlış anlamaları için dokuz neden olduğuna işaret eden sıralamayı severim. Neydi onlar hatırlayalım: Düşündüğün, söylemek istediğin, söylediğini sandığın, söylediğin, karşındakinin duymak istediği, duyduğu, anlamak istediği, anladığını sandığı ve anladığı... Bu koşullar altında doğru iletişim neredeyse imkansız gibi gözüküyor öyle değil mi? Ama her zaman olduğu gibi maalesef işi daha da zorlaştıran, ülkemize özel ek bir aşama daha var: Araya girenlerin yediği naneler!

        Stadyumda içlerinden öyle geldiği için başbakanı yuhalayanlar, ertesi gün medyadaki bazı yorumculardan aslında organize şekilde Adnan Polat'ı protesto ettiklerini öğrenebiliyorlar. Benzer şekilde, heykele hakaret ederek memleketi terk eden başbakan, uçağı Kuveyt'e indiğinde aslında gecekondulara ucube dediğini öğrenebiliyor.

        Başbakanın durumu da çok kıyak bu arada. Kafası bir şeye mi bozuk hemen sinirini, stresini halka aktarıveriyor. Ananı da al git diyor, dokuz ay on gün diyor, daniska diyor, bertaraf diyor, ucube diyor, aksırmak tıksırmak diyor rahatlıyor. Ardında sinir sistemi bozulmuş yığınlar bırakıyor.

        Peki Adnan Polat yeni stadın açılış gecesinde olanlardan dolayı neden o kadar korktu ki? Bugüne kadar oy için her şeyi yapan başbakanın, stat anlaşmasından vazgeçerek milyonlarca seçmenle arasını bozmayı göze alamayacağını bilmeliydi. Yoksa demokrasi ve adaletten uzak bu baskı ortamında faturanın kendisine kesilmesinden ve olayların iş hayatını etkilemesinden mi çekindi acaba?

        Başbakanın kendi hatalarını görmemekteki ısrarlı tavrı da ilgi çekici. Protestolar için basın toplantısında yine "organizasyon var" yorumunda bulundu. Var tabi, başı da ta kendisi! Söyledikleri ve yaptıklarıyla insanları kendisine karşı çok güzel organize ediyor. Toplantıda Klarnetçi Hüseyin olsaydı o anda cevabı yapıştırırdı: Senden ötürü!

        Irkçılık kadar ayıp ve tehlikeli bir şey varsa o da ümmetçiliktir. Dokuz senedir hükümetten bu milleti bağlayan asıl unsurun din kardeşliği olduğunu dinleyip duruyoruz. Bazı aydınlar da ayıplamak yerine alkış tutuyorlar ya da duymazdan gelerek başbakanı yıpratmaktan kaçınıyorlar.

        Söz aydınlara gelmişken, şu sıralar gündemdeki konulardan biri de başbakan ile Ahmet Altan arasındaki kapışma. Tek bir ortak payda üzerine kurulan ortaklıkların eninde sonunda kötü şekilde biteceği gerçeği bir kez daha gözler önüne seriliyor. Ordu sindirildi, ortaklık bozuldu. Şimdi büyük balık küçük balığı yiyecek.

        Çetin Altan ise oğluna destek verip başbakanı eleştirdiği yazısının sonunda Türkiye'nin "gerilimli bir Mafia filmine" benzediğini belirtti. Hemen aklıma çekim süreci çok sancılı geçen 1963 tarihli Kleopatra filmi geldi. Rivayet odur ki sette canından bezmiş biri "Bu filmden çıkmak için kiminle yatmam gerekiyor?" diye sormuş. Türk halkı içinse kurtuluş o kadar kolay değil ne yazık ki. Makaralar tükenene kadar bu filmde rol almaya devam edecek.

        Bu arada Hizbullah siyasete atılma planları yapıyormuş. Yakın gelecekte bir yerlerden bağımsız aday olarak meclise girmeye başlarlar. Şu anki başbakandan önceki Türkiye'de böyle bir olasılık mümkün müydü? Basınımızın bazı güzide kuruluşlarında çok geçmeden bunun da ne kadar olumlu bir gelişme olduğuna dair köşe yazılarını okumaya başlarız. Yine de içimde bir endişe var. Acaba benden ötürü mü?

Yazıcı dostu versiyon

 

FOTOKATÜR  SharePAYLAŞ

Kars'taki İnsanlık Anıtı'na hakaret edildi.

ÖZEL HAYATLAR  17 Ocak 2011     SharePAYLAŞ

Beyaz     Yeni yılın ilk tiyatro seferini cuma akşamı gerçekleştirdik. Usta oyuncu Cihan Ünal ve uzun bir aradan sonra tiyatroya dönen Hande Ataizi'ne genç oyuncular Şencan Güleryüz ve Burcu Kazbek'in eşlik ettikleri "Özel Hayatlar", kadın-erkek ilişkileri üzerine hafif bir komedi. Cihan Ünal oyunun yönetmenliğini de üstleniyor.

        Boşandıktan sonra birbirlerini unutamayan bir çiftin yeni eşleriyle çıktıkları balayında komşu odalara düşmeleriyle başlayan öykü, metin olarak büyük sürprizler içermiyor. Birbirlerinden kopamayan ama egolarını aşamadıkları için dönüp dolaşıp sürekli didişme noktasına gelen görünüşte yetişkin iki insanın diyaloglarında yerinde tespitler var. Ama aynı konu üzerine o kadar çok film ve oyun yapıldı ki! Dolayısıyla bütün oyun müthiş bir tanıdıklık duygusu ile izleniyor. Öte yandan yazılı ve görsel bunca esere karşın bazı insanlar gerçek hayatta da karşı cinsle olan arızalı ilişkilerini çok değiştiremiyorlar zaten.

        Oyunculuk performansı olaraksa başroldeki iki isim de çok başarılılar. Beş gün sonra 65 yaşına girecek olan Cihan Ünal sadece karizmatik değil aynı zamanda enerjik. Özellikle ikinci perdede sahnede adeta bir delikanlı atlayıp zıplıyor. Zaten oyunun zirvesini de o sahneler oluşturuyor. Hande Ataizi de sanki tiyatroya hiç ara vermemiş gibi rahat ve doğal bir performans sergiliyor. Yardımcı oyunculardan Burcu Kazbek'i daha başarılı bulduğumuzu belirtmeliyim.

        Kolay izlenen ve hızla unutulacak oyundan yine de bana kalan bir cümle oldu. Cihan Ünal'ın canlandırdığı karakter bir yerde "Küstahlık bazen utancı gizlemek içindir" diyor. Başbakanın bir sanat eserine olan saygısız tavrındaki ısrarı ve medyada ona destek çıkan yazarlar geliyor aklıma.

        Perde arasında eşimle bu oyunun şu anki hükümetten kaç kişi tarafından tahammül ve keyifle izlenebileceği hakkında da konuştuk. Öpüşme, sigara, içki, gecelikli Hande Ataizi... Halkın tüm kesimlerini kucakladıklarını ve ayrımcılık yapmadıklarını iddia edenlerin kaçı yaklaşık bir buçuk saat boyunca bir tiyatro eserinde bile olsa bunları görmeye katlanabilirler? Kültür Bakanı Ertuğrul "Günaydın" hariç hemen hemen hiçbiri öyle değil mi?

        Oyun sona erdikten sonra çalan şarkı ise onların bu tahammülsüzlüğünün nedenleri hakkında bize ipuçları verdi. Chris de Burgh "I am high on emotion" diyordu. İşte bu, hükümettekilerin hayatları boyunca kaçtıkları şeyin ta kendisi. Bu kaçışın içinde hayatı yüksek duygular eşliğinde yaşamaya duydukları korku var. İnsani heyecanlar karşısında ne yapacaklarını bilemedikleri için onlardan kaçarak kendilerini koruma içgüdüsü var. Özgüven eksikliği var. Hata yapmaktan duydukları büyük korku var. Kadınlar tarafından beğenilmeme, reddedilme hatta belki ihanete uğrama endişeleri var. Oysa sosyal bir hayatta bunların hepsi insanların başına gelebilir ve insanlar böyle olgunlaşırlar. Bu bir kendini ve sevdiklerini bulma macerasıdır.

        Ama hükümettekiler insanları kısıtlayarak kendi yapamadıklarını başkalarına da yaptırmama yolunu seçiyorlar. Yaşamaktan korktukları hayatı başkalarına da, gelecek nesillerine de, hatta geriye dönüp ecdatlarına da yaşatmama arzusundalar. Padişahları da kendilerine benzetme peşindeler.

        Türkiye onların kadınları kapatarak, alkole siyanür muamalesi yaparak, sanat eserlerine hakaret ederek devam ettirdikleri hayatlarına mahkum olmamalıdır. Çünkü şair Terentius'un milattan önce ikinci yüzyılda dediği gibi biz insanız ve insana dair hiçbir şey bize yabancı değil.

Yazıcı dostu versiyon

 

AYIN FOTOĞRAFI  SharePAYLAŞ

 

 

 

Özel Arama

 

 

 

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

 

Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.

Footer