"Baba Beni Okula Gönder" Kampanyasına Bağış

 

FOTOKATÜR  SharePAYLAŞ

Başbakan nükleer santralde ısrarlı.        Durmak yok, yola devam.

   

ZAMANE ÇOCUĞU  25 Mart 2011     SharePAYLAŞ

     Zili çaldık. Kapıyı Recep açtı. En son gördüğümüzden bu yana seneler geçtiği için kısa bir süreliğine afalladık. Doğru ya, dokuz yaşındaydı artık. Çocuklar akıp giden zamanı yüzümüze vuruyorlar adeta. Bize baktı ve "Kapının önünde sap gibi dikilmenin bir manası yok" diyerek içeriyi gösterdi.


        Arkadaşlarımızla kucaklaştıktan sonra hediye paketimizi uzattık. Açtılar ve aldığımız bibloyu çok beğendiklerini söyleyerek teşekkür ettiler. Annesi bibloyu Recep'e uzatarak "Sen de beğendin mi?" diye sordu. Afacan, yüzünde son derece memnuniyetsiz bir ifadeyle "Bir ucube, garip bir şey" deyiverdi. Gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi açılan babası "Annesinin yüzüğünü hiç beğenmiyor, ona dedi herhalde" diye toparlamaya çalıştı. Recep "Yoo, ben hediyeye dedim" diye tersledi babasını.

        Ufaklıkla buzları eritmek için "Senin doğum günün ne zaman? Sana daha güzel bir hediye getiririz artık" dedi eşim. Doğum günü 3 Kasım'daymış ama o zamana kadar beklememize gerek yokmuş. Bu sene 12 Haziran'da bir parti verecekmiş. Hediyemizi o zaman getirebilirmişiz. "Kovboy tabancası ister misin?" diye sorduk. "Ben kovboyun daniskasıyım" şeklinde cevap verdi.

        Yemek sırasında Recep sofra düzenini takmaz şekilde kafasına göre takıldı. Tatlı kaşığıyla çorba içti. Çatalla etini kesti. Bıçakla pilav yedi. Ailesinin ikazlarını pek sallamadı. Arada vişne suyunu içip durdu. İlginçtir, vişne suyunun onda yaptığı kafayı şarap bizde yapamıyordu.

        Tatlılara geçerken "Sizin neden çocuğunuz yok?" diye soruverdi fırlama. "Biz daha yeni evlendik" dedik. "Sizden en az üç çocuk bekliyorum" dedi, bir yandan eliyle de üç işareti yapıyordu. Nedenini merak ettik. "Ben hepsinden büyük olacağım, abilerinin sözünü dinleyecek adamlar lazım bana" dedi.

        Yemek bitmiş, sıra sofranın toplanmasına gelmişti. Daha harekete geçmemize fırsat vermeden "Hadi siz de bir el atın" dedi Recep. Elimizde tabaklarla mutfağa doğru giderken de arkamızdan seslendi: "Misafirlik yan gelip yatma yeri değildir".

        Yavaş yavaş sinirlerimizi bozmaya başlıyordu ufaklık. Hassas olduğu bir noktadan karşı atağa geçtim ve derslerle arasının nasıl olduğunu sordum. Başını iki yana sallayarak anlatmaya başladı: "Ayık kafayla yazmıyorlar ki bu ders kitaplarını. Hayat Bilgisi diye bir ders var. Bir tane gerçek hayatta işe yarayacak bilgi verilmiyor".

        Neleri göstermediklerini merak ettim. Elini arka cebine attı ve ufak bir cüzdanı masanın üstüne koyuverdi. "Bunu nasıl dolduracağımızı anlatmıyorlar" dedi. "Borsa nasıl oynanır, döviz ne zaman alınır, altın ne zaman değerlenir, gayrimenkul yatırımı nerelerde yapılır, ihaleye nasıl girilir, rant nasıl elde edilir... Bunları hiç gösterdikleri yok! Hayatlarında iki koyun gütmemiş insanları öğretmen yapıyorlar" diye döküldü içindekileri.

        "Peki senin notların nasıl?" diye biraz daha yüklendim. Gözlerini açarak "Organizasyon var!" diye sesini yükseltti bir anda. "Öğretmenler bana takmışlar. Sınıf başkanı olmamı çekemiyorlar. Sözlüden zayıf verip duruyorlar". Sonra küçük elini masaya vurarak kararlı bir ifadeyle ekledi: "Öğrenciler isterse bu sistem değişir".

        Şaşkınlığımı gizleyemeden "Sen sınıf başkanı mısın?" diye sordum. "Elbette!" dedi gururla. En çok disiplin cezası alan öğrenci olduğu için arkadaşları onu seçmişler. Sınıfta dağıttığı sakız ve gofretler de etkili olmuş tabi.

        Gözlerini bana dikip "Sen ne okudun?" diye sordu. "Üniversitede makine mühendisliği okudum ama sonrası biraz karışık" dedim. "Yerli bir otomobil üretsene" dedi. "Olur" dedim. Recep'i çözmüştüm artık.

        Televizyon izleyip kuruyemiş yerken Recep dikkatle beni takip ediyordu. Sonunda dayanamayıp "Neden hiç leblebiden yemiyorsun" diye sordu. Tercih etmediğimi söyleyince "Siz şam fıstıkları ayıklamasını iyi bilirsiniz" deyiverdi. Artık bizim için gitme zamanı gelmişti. Müsade istedik ve her şey için arkadaşlarımıza teşekkür ettik.

        Kapıdan çıkarken Recep'in kulağına "Bu ev bizim için bitmiştir, bir daha da gelmeyiz" diye fısıldadım. Repliği çalınmış oyuncu gibi bakakaldı arkamızdan.

 

Yazıcı dostu versiyon

AYIN FOTOĞRAFI  SharePAYLAŞ

 

 

 

Özel Arama

 

 

 

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

 

Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.

Footer

KAVADARLI Künye

facebook/KAVADARLIblog

twitter/KAVADARLIblog

youtube/KAVADARLIblog

Linkler

  KTV Canlı Yayın

  Geçmiş Yazılar

  Fotokatürler

  Ayın Fotoğrafları

  Foto Galeriler

  Fragmanlar

  Günün Manşetleri

  Sinema Dosyaları

  Beşiktaş JK Yazıları

  Gezi Notları

  Çizgi Roman Ödülleri

  Diplomalı Filmler

  Kara Kartal Günlüğü

  Klasik Müzik Yayını