Linkler

  KTV Canlı Yayın

  Geçmiş Yazılar

  Fotokatürler

  Ayın Fotoğrafları

  Foto Galeriler

  Fragmanlar

  Günün Manşetleri

  Sinema Dosyaları

  Beşiktaş JK Yazıları

  Gezi Notları

  Çizgi Roman Ödülleri

  Diplomalı Filmler

  Kara Kartal Günlüğü

  Klasik Müzik Yayını

KAVADARLI Künye

facebook/KAVADARLIblog

twitter/KAVADARLIblog

youtube/KAVADARLIblog

"Baba Beni Okula Gönder" Kampanyasına Bağış

 

SANSÜRCÜNÜN KURGUSU  19 Ağustos 2011     PaylaşPAYLAŞ

Beyaz     Dün gece kanallar arasında dolaşırken Kanaltürk'te Yıldız Gemisi Askerleri 3: Yağmacı filmine rastladım. Daha önce izlemiştim ama bir kez başlayınca bırakamadım ve sonuna kadar tekrar izledim. Böylece ülkemizdeki sansür belası ile yeniden yüzleşmiş oldum. Biz filmlerin yönetmenleri tarafından kurgulanmış özel versiyonlarını izlemeyi beklerken, ne yazık ki sansürcünün kurgusu ile yetinmek zorunda kalıyoruz.

        Robert A. Heinlein'ın romanından 1997'de uyarlanan ilk Yıldız Gemisi Askerleri filmi uzak bir gelecekte totaliter ve militarist bir federasyonun idaresi altındaki dünyayı ele alır. İnsanlık yıldız sistemindeki çeşitli gezegenlerde uzaylı dev böceklere karşı acımasız bir savaş halindedir. Liseyi bitiren gençler federasyon tarafından orduya katılmaları için teşvik edilmektedirler. Ordu, kadınların ve erkeklerin beraber duş aldıkları ultra-modern bir yapıya sahiptir.

        İlk filmin yönetmeni RoboCop, Gerçeğe Çağrı, Temel İçgüdü ve Kara Kitap gibi yapımlara da imza atan Paul Verhoeven idi. Yaklaşık 100 milyon dolarlık dev bir bütçeye sahip olan film fazlaca tartışıldı ve değişik eleştiriler aldı. Faşizmi eleştirdiğinin mi yoksa övdüğünün mü anlaşılmadığı üzerine yorumlar yapıldı. Ben, kendine özgü bir mizahı olan ve anlayana eleştirisini acımasızca yapan bu filmi beğenenler arasında yer alıyorum.

        Başka bir yönetmen tarafından çevrilen ve herkesin kötülüğü konusunda hem fikir olduğu ikinci filmden sonra, 2008 yılında seriye bir şans daha verildi. İlk iki filmin senaristi Edward Neumeier bu kez senaryo yazarlığının yanı sıra yönetmenliği de devraldı.

        İlk filmin yüzde onu kadar bir bütçeye sahip olan bu üçüncü yapımın sinemasal değeri yüksek olmasa bile izlenmeyi hak ettiğini söyleyebilirim. Özellikle devlet ve ordunun dinle ilişkisini ele alışı filmi bizim için oldukça güncel ve ilgi çekici hale getiriyor.

        Böceklerle savaşın sona erdirilmesi çağrısı yapan "barış teröristlerinin" televizyonda canlı yayında asılarak idam edildikleri, Ölmek için Güzel Bir Gün şarkısıyla ordunun propagandasının yapıldığı, dinin önce hor görüldüğü ama faydaları anlaşılınca federasyon tarafından benimsendiği bir toplum anlatılıyor bu son filmde.

        İşte en belirgin şekilde sansürlenen yerler de finaldeki tanrıyı resmi olarak geri kabullenme sahneleri. Federasyon uzmanlarının bir araya gelerek aldıkları üç kararı Kanaltürk izleyenleri ne yazık ki şu anda bilmiyorlar. Nedir o kararlar:

A: Tanrı Var

B: Bizim Yanımızda

C: Kazanmamızı İstiyor!

        Kesilen bir diğer sahne de barış yanlılarının Stanley Kubrick ile Mehmet Altan arası bir tipe sahip olan tekerlekli sandalyedeki liderlerinin asılması.

        Peki bu sahneler neden kesilmiş olabilir acaba? Eskiden irtica tehlikesine karşı halkı uyaranlar artık ordudan ayıklanıyorlar. Ülkemizdeki terör örgütünün dinsiz ilan edildiği haberlere son dönemde TRT'de sıkça rastlıyoruz. Başbakan kürsüye çıkıp Ramazan boyunca terör eylemlerine karşılık verilmesinin tercih edilmediği yönünde açıklamalar yapıyor. Bütün bunlar filmde ironik şekilde ele alınan dinin askeri amaçlara yönelik kullanılması olayının ta kendisi aslında. Bunun fark edilmesi mi istenmiyor? Ne de olsa TRT ve Kanaltürk diğer pek çok medya kuruluşu gibi aynı insan kaynaklarından besleniyorlar.

        Saldırılar arttıkça en sonunda normal olarak Ramazan'ın bitmesi beklenmeden harekete geçildi elbette. Şimdi mecliste yemin etme konusunda kendisinin ana muhalefete yaptığı çirkin benzetmeyi mi yapayım başbakana yani? Konu nazik olduğu için gerek yok. Sadece uyarayım, bu modası geçmiş ve deşifre olmuş propaganda kafasıyla devam ettikleri sürece daha çok defalar ters köşeye yatarlar. Türkiye'nin terörle mücadele için elinde yeterince haklı nedeni var. Dinin buna alet edilmesi son derece tehlikeli ve yersiz.

        Kendini bilmez sansürcülerin gazabına uğrayan final sahnelerini buradan izleyebilir, Ölmek İçin Güzel Bir Gün şarkısını da buradan dinleyebilirsiniz. Ben filmi ortasından itibaren izlemeye başladığım için bilemiyorum, belki şarkı da sansürlenmiştir.

Yazıcı dostu versiyon

 

 

MÜRETTEBAT  11 Ağustos 2011     PaylaşPAYLAŞ

Beyaz     Geçen akşam Karayip Korsanları serisinin ikinci filmini eşimle bir kez daha izledim. Hani zaman zaman "Türkiye olarak hepimiz aynı geminin yolcusuyuz" diyoruz ya, işte o gemi fark ettim ki Davy Jones'un gemisi!

        Bilmeyenler için özetleyeyim. Kaptan Davy Jones ölen gemicilerin ruhlarını bu dünyadan diğerine taşımakla, yani onları huzura kavuşturmakla görevliyken aşk acısından isyan etmiş ve etrafına korku salan bir hale bürünmüştür.

        İnsanlıktan çıkarak ahtapot suratlı bir yaratığa dönüşen Davy Jones, yüzyıl boyunca Uçan Hollandalı adlı gemisine hizmet edecek yeni ruhlar aramaktadır. Ele geçirdiği esirlere mürettebatına katılmak isteyip istemediklerini sorar. Kabul etmeyenler anında öldürülür. Edenler ise lanetlenerek yavaş yavaş çeşitli deniz canlılarına dönüşmeye başlarlar. Artık onları husursuz ve uzun bir kölelik beklemektedir.

        Filmin bir sahnesinde mürettebatın eski üyelerinden biri gencecik oğluna lanetli gemide rastlar. Yüzünde dehşet ve endişe dolu bir ifade oluşur. Çocuğunun da kendisiyle aynı kötü kaderi paylaşacak olmasını kabullenemez ve bu duruma isyan eder.

        Bugün Türkiye'nin her yanından binlerce çift doğum için ABD'ye gidiyorlar. Çünkü çocuklarının kendileriyle aynı sonu gelmez sorunlara sahip olmalarını istemiyorlar. Onlar için daha az endişeli hayatlar hazırlamaya çalışıyorlar. Ülkelerinde insan haklarının iktidarlar tarafından pervasızca nasıl gasp edilebildiğine defalarca şahit oldukları için, ABD vatandaşlığını bir koruyucu kalkan gibi görüyorlar.

        İnsanlara huzur, mutluluk ve özgürlük getirmesi için kurulan bir cumhuriyetin zamanla halkına sayısız acılar yaşatan ve sanki sürekli onların huzurlarını kaçırmak için uğraşan bir hale getirilmiş olması ne kadar acı! Halka Davy Jones misali kendilerine katılmayı teklif eden bütün iktidarlar, reddedenleri acımasızca yok ederken kabul edenleri de kendilerine bağımlı köleler haline getirdiler. Bunun neticesinde de onu sahiplenmeleri beklenen yeni nesiller artık cumhuriyetten kaçırılıyorlar.

        Ve bu geminin mürettebatı yüzyıllık hizmet süresinin dolacağı 2023'ü bekliyor... Kimi büyük bir hevesle, kimi de ardından başlayacak yeni ve daha da kötü bir esaretin haklı endişesiyle.

Yazıcı dostu versiyon

 

AYIN FOTOĞRAFI  PaylaşPAYLAŞ

 

 

 

Özel Arama

 

 

 

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

 

Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.

Footer