"Baba Beni Okula Gönder" Kampanyasına Bağış

 

G.K.

   KAVADARLI

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

KAVADARLI Künye

facebook/KAVADARLIblog

twitter/KAVADARLIblog

youtube/KAVADARLIblog

Linkler

  KTV Canlı Yayın

  Geçmiş Yazılar

  Fotokatürler

  Ayın Fotoğrafları

  Foto Galeriler

  Fragmanlar

  Günün Manşetleri

  Sinema Dosyaları

  Beşiktaş JK Yazıları

  Gezi Notları

  Çizgi Roman Ödülleri

  Diplomalı Filmler

  Kara Kartal Günlüğü

  Klasik Müzik Yayını

REFORM  23 Şubat 2010     SharePAYLAŞ

Beyaz     Gündem yine çok karıştı. Ben de karışık ve yoğun gündeme uygun şekilde kafamda birikmiş bazı düşünceleri paylaşmak istedim. Tabi ki bunlar mevcut rejimin iyileştirilmesini isteyen ama yıkılmasından da endişe duyan birinin görüşlerini yansıtıyorlar. Siyasi yükselişini nabza göre bir uçtan diğerine değişen söylem ve vaatlerle gerçekleştiren ama icraatlarının yönü hep aynı korkuları alevlendiren bir başbakanın, halkının psikolojisini bozduğu bir ülkede yaşıyoruz. Böyle sağlıksız bir ortamda önemli reformlardan bahsediliyor.

        Türkiye'nin adalet sisteminde ve anayasasında değiştirilmesi gereken yanlar elbette var. Ama bu değişimleri yapmaya talip olanlar kimler, bu hiç önemli değil mi? Devlette reform yapma peşinde olanların önce kendi hayatlarında bunu başarmış olmaları gerekmez mi?

        Hükümetin reform hevesini gören zanneder ki adamlar ufuklarını geliştirmişler, her şeyi aşmışlar da sıra devleti kendi seviyelerine çıkarmaya gelmiş. Devleti kendi seviyelerine getirmek istedikleri kesin ama o seviyenin yukarılarda değil aşağılarda bir yerde olduğuna dair ciddi endişelerim var.

        Acaba hükümetin ileri gelenleri, kendilerini destekleyen aydınlarla dinde reform konusunu tartışmaya başlasalar neler olur, ben onu da çok merak ediyorum.

        Zaten problemin önemli bir kısmını Türkiye'deki aydınların üzerlerine düşeni yapmamaları yaratıyor. Aydınların öncelikli görevi gerekli anlarda birleşerek kamuoyu yaratmak olmalıdır. Bizimkisi gibi halkının pek çok konuda bilinçlendirilmesi gereken bir ülkede, ne yazık ki aydınlarımız birbirleriyle olan çekişme ve kavgalarından dolayı hiçbir konuda gereken kamuoyu gücünü yaratamıyorlar.

        Devletin geçmişte yaptığı çeşitli hatalardan dolayı orduya ve yüksek bürokrasiye karşı öfkeli bir aydın kesim var. Her biri ayrı nedenlerle çeşitli kurumlara kin tutmuş durumdalar ve nihayet beklendikleri rövanş gününün geldiği inancıyla gözlerini iyice karartmış şekilde acımasızca eleştiriler yapıyorlar. Hatta kimileri memlekette şu sıralar olup bitmekte olan haksızlıklara gözlerini yumarak, gazetelerde kendilerine ayrılan köşelerinden hemen hemen her gün cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar uzanan ağır eleştiriler yazıyorlar. Benim anlamadığım nokta ise şu:

        Olur da hükümet amacına ulaşır ve "reformlarla" her alanda kadrolaşmasını tamamlarsa, bu aydınlar diş biledikleri insanların yerlerine kimlerin geçeceğini zannediyorlar? Giderek güçlenen cemaatlere ve tarikatlara bağlı kadrolar mı Türkiye'yi onların arzu ettikleri noktaya getirecekler? Yoksa iyice saf şekilde öyle bir kadrolaşma olmayacağına mı inanıyorlar?

        İyi de geleceğin daha iyi olacağına inanmak için bugünden bazı ibareler olması gerekmez mi? Örneğin medyayı ele alalım. Başına gelen her türlü derdi sonuna kadar hak eden Aydın Doğan'ın bile bitmesinden korkar oldum. O gidince yerine mezarından kalkıp rahmetli Sedat Simavi geçmeyecek. Nitekim Milliyet gazetesine talip olduğu söylenen Koza-İpek grubu ünlü cemaate yakınlığı ile biliniyor. Şimdi bu gelişmeye sevinmem mi gerekiyor? Medyanın giderek artan kısmının bir cemaatin eline geçmesi objektif habercilikte iyiye gidişe bir işaret olarak mı kabul ediliyor?

        Benim görüşüme göre cemaatler ve siyasi uzantıları günümüzde kimsenin sempatisine, desteğine ya da avukatlığına ihtiyaç duymayacak kadar güçlenmiş durumdalar. Aydınlarımız biraz olsun denge unsuru oluşturmak adına geçmişle hesaplaşmayı bir yana bırakmalı ve bugünü daha sağlıklı değerlendirmeye başlamalılar. Onların hep bir ağızdan bazı haklı endişeleri dile getirmeleri devletin üst kademelerine de güven duygusu getirir ve rahatlatır.

        Aksi taktirde cumhuriyetin bunca yıllık emeğini heba etmek istemeyen devlet, devrimleriyle barışık yetiştirdiği nesillerin geleceği üzerine kumar oynamayarak parti kapatma türünden hamlelere başvurabilir. Gücü gücüne yetenin borusunun öttüğü, herkesin birbirine gözdağı verme peşinde olduğu bir ülkede de bunu eleştirmek abes olur. Neticede şu anda çocukları cemaatlere kaptırmamaya çalışan bir savcı, üzerine yapıştırılmış "Ergenekoncu" yaftasıyla cezaevinde sabahlıyor.

Yazıcı dostu versiyon

 

 

 

Özel Arama

 

 

 

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

 

Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.

Footer