"Baba Beni Okula Gönder" Kampanyasına Bağış

 

KAVADARLI Künye

facebook/KAVADARLIblog

twitter/KAVADARLIblog

youtube/KAVADARLIblog

Linkler

  KTV Canlı Yayın

  Geçmiş Yazılar

  Fotokatürler

  Ayın Fotoğrafları

  Foto Galeriler

  Fragmanlar

  Günün Manşetleri

  Sinema Dosyaları

  Beşiktaş JK Yazıları

  Gezi Notları

  Çizgi Roman Ödülleri

  Diplomalı Filmler

  Kara Kartal Günlüğü

  Klasik Müzik Yayını

FOTOKATÜR  SharePAYLAŞ

Başbakan papağan Limon'u konuşturamadı.

AKIŞKAN DÜŞÜNCELER - 3  11 Kasım 2010     SharePAYLAŞ

Beyaz     Güncelken zaman azlığından değinemediğim bazı konulara yaşanan yeni gelişmeler de eklenince, kafama dolan düşüncelerin klavyeye serbestçe akmalarına izin veriyorum. Bakalım bu defa nereye varacaklar?

        Bazen insanlar tüm çabalarına rağmen varlıklarıyla yapamadıkları katkıları yok olarak sağlayabiliyorlar. Belki Önder Sav olayında da, yeni bir Fatih Terim vakası ile karşı karşıyayızdır. Terim'in futbolculuk döneminde 14 sene boyunca şampiyonluk yüzü göremeyen Galatasaray, onsuz ilk sezonda mutlu sona ulaşmıştı. Sav'ın on yıldır sürdürdüğü genel sekreterlik görevini bırakmasıyla da CHP ilk seçimde hasretini çektiği iktidara kavuşabilir.

        Gidişiyle katkıda bulunanlardan bahsetmişken, geçen akşam Uğur Dündar'ın Arena programı başlarken bir hata yapıldı. Konuk Deniz Baykal olmasına rağmen "genel izleyici" ibaresi yer aldı. Doğrusu "%20 izleyici" olmalıydı.

        CHP'de halk ile elektriği tutmayan isimler görevlerini devrettiklerine göre artık sıra altyapı çalışmalarına başlamaya ve gelecekte ülkeyi yönetecek güçlü kadroları oluşturmaya geldi demektir. Altyapı demişken geçmişte Refah Partisi'nde ne altyapı varmış öyle... Bir başbakan, bir cumhurbaşkanı, bir de peygamber çıkarmayı başardılar.

        Öte yandan Erbakan 84 yaşında tekrar genel başkan seçildi. Sağlık durumu yürümesine el vermediği için konuşma yapacağı kürsüye asansör sandalyeyle birlikte çıkarıldı. Saadet Partisi'nin son kongresi sürprizlerle doluydu ama bir dahakinin nasıl olacağını biliyoruz: Ruh çağırma seansı şeklinde. Neticede o sandalye yerin kaç kat altına kadar inebilir ki?

        Son günlerde dünyamızı ziyarete geldikleri iddia edilen UFO'lar hakkında medyada çok sayıda habere rastladım. Her sene böyle bir dönem yaşanır mutlaka. Bu uzaylılardan birinin insanlarla ilk teması bizim başbakanla olsaydı neler yaşanırdı, ben onu merak etmeye başladım asıl. Uzaylıların dünyayı işgale geldikleri Kurtuluş Günü (Independence Day) filmini anımsayan başbakan "Van Minut! Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz" diyerek çıkışıp, ardından da "Ana gemini de al git" diyerek postalardı herhalde elemanı.

        İtalyanlar Berlusconi'nin akıl sağlığından şüphe etmeye başlamışlar. Buradan bakınca en başından beri normal gözükmüyordu zaten. Demek insanlar içerden bakınca başlarındakinin sağlıksızlığını hemen fark edemeyebiliyorlar. Millete bir iki seçim dönemi vakit tanımak gerek!

Yazıcı dostu versiyon

 

DAHA DUR  1 Kasım 2010     SharePAYLAŞ

Beyaz     Artık alıştığımız anketlerin bir yenisinin neticesi başbakanı çok şaşırtmış. Referandumda oy verenlerin eğitim düzeyleri yükseldikçe seçimleri "hayır"a kaymaktaymış. Hem de hükümetin eğitime pek çok katkıda bulunduğunu iddia etmesine rağmen. Şaşkın haldeki başbakana "daha dur" diyorum. Göreceklerin bu kadarla kalmaz. Çünkü eğitim böyledir. İnsanların her denilene atlamamalarını sağlar.

        Eğer başbakanın eğitime yatırım yapmaktan kastı yurdun her yanında birbiri ardına açılan kaçak Kur'an kurslarına göz yummak değilse ve yeni nesillere gerçekten bilimselliğe dayalı çağdaş bir öğrenim verilmesini destekliyorlarsa, o zaman gelecekte olumlu değişimin önünde durmaya kendi güçleri de yetmez zaten.

        Başbakan bilmeli ki inadını sürdürüp hayatı boyunca kendi sosyal evrimini tamamlayamasa bile, ya çocukları ya torunları ya da ailesinin daha ileriki yeni kuşakları elbet bir gün doğru olanı bulacaklar. Çünkü eğitim böyledir. İnsanların zihnini açar. Yeter ki bilimsel ve çağdaş şekilde verilmeye devam etsin.

        Dini kullanarak siyaset yapmış olmanın; Allah'ın adını kullanarak nedensizce ufacık kızların kapatılmalarına vesile olmanın utancını kendileri yaşamayanlar, bunu ailelerine miras olarak bırakacaklar.

        Yok eğer hükümet olarak çağdaş eğitime aslında destek değil de köstek olmaktaysalar, o zaman da başbakan gönlüne göre anket sonuçları için daha epey sabretmek zorunda. Çünkü eğitim böyledir. Köklerini derine salar, meyvelerini gelecek nesillerde verir. Cumhuriyetin yetiştirdiği aydın nesiller daha hala çoğunlukta.

        Aslında şaşırılması gereken yüksek eğitimliler arasından %32.1 oranında "evet" çıkmış olması ama zaten onlar arasında CHP aleyhine kapatma davası açılsa zil takıp oynayacak psikolojide olanlar var. Az sabrederlerse onu da görecekler.

Yazıcı dostu versiyon

 

EYVAH EYVAH  1 Kasım 2010     SharePAYLAŞ

Beyaz     Başlık yanıltmasın, son dönemin başarılı filminden bahsetmeyeceğim. Birkaç gün önce Beşiktaş'tan geçerken başbakanın partisine ait siyaset akademisinin pankartları gözüme çarptı. Üç yıldır yurt dışında olduğum için daha önce dikkatimden kaçmış. Meğerse 2008 yılından beri faaliyetteymiş. Pankartı görür görmez "Eyvah!" dedim tabi ki... Ne yani şimdi memlekette;

        Atatürk'ü ve devrimlerini önce inkar etme, sonra sahiplenme, en sonunda da unutma taktiğiyle siyasette yükselmeyi;

        Olmayan sorunları varmış gibi göstermeyi, aradan bir süre geçtikten sonra da kendi çözmüş gibi ortaya çıkmayı;

        Sahte gündem yaratarak saman altından su götürmeyi;

        Tek sesli demokrasiyi;

        Çevresine telekulak misafiri olmayı;

        Tüccar zihniyetiyle bütçe yaratmayı;

        Nerelerden ucuz kömür temin edilebileceğini;

        Yalandan kimsenin ölmeyeceğini;

        Hızla nasıl kadrolaşılacağını;

        Halka nüfus planlamasını unutturmayı;

        Brüksel'den kalkıp Tahran'a giden demokrasi tramvayı döşemeyi;

        Kendini olmadığı kişilerin devamı gibi göstermeyi;

        Hiç yaşamadığı zulümleri kendine mal etmeyi;

        "Çoğunluğun dediği olur, çoğunluk beni seçti, demek ki benim dediğim olur" şeklinde mantık yürütmesini;

        Toplumun sindirilmesinde hangi aşamaya gelindiğini anlamak için ortaya bir olta atmayı, hala gelen aşırı tepkiler olması halinde yan çizmeyi ve doğru zamanın gelmesini beklemeyi;

        Kamuoyu baskısıyla görevden alınan yetkilileri başbakan danışmanı olarak atamanın yollarını;

        Ve son olarak da yabancı dil yerine argo konuşmayı çok iyi bilen bir dolu yeni siyasetçi mi yetişiyor?

        Eskiden eğitim eşekliği baki bıraksa bile bari cehaleti alıyordu, şimdi onu da arttırıyor demek ki! Buna da "eyvah" denmezse neye denir ki?

Yazıcı dostu versiyon

 

RUHUNUZDA VAR  1 Kasım 2010     SharePAYLAŞ

Beyaz     Son günlerde kendilerini zor durumda bırakan sorulara karşı bizim duymaktan sıkıldığımız, iktidar partisi yetkililerinin ise tekrarlamaktan bıkmadıkları bir kaçış cümlesi var: "Bu konu gündemimizde yok"...

        Mesela bazı kızlarımızın üniversite öncesi öğrenime de gelecekte başları kapalı şekilde devam etme ihtimali mi soruldu? Hemen malum cevap veriliyor.

        Peki devlet dairelerinde türbanlı memurlar görecek miyiz? Cevap aynı.

        Ya da başkanlık sistemine geçilmesi ihtimali mi merak edildi? Bildiğiniz cevap.

        Anladık bu konular parti olarak gündeminizde yok ama biliyoruz ki başınızdakilerin ruhlarında var!

        Yarın öbür gün bu konulara sıra geleceğini artık herkes anladı zaten. Siz getirmeseniz bile, sizin şirazesinden çıkardığınız ülkede arkanızdan gelenlerin bu konuları gündemlerinin başına oturtmayacaklarını nerden biliyorsunuz?

        Bilemezsiniz! Kimse bilemez. Zaten yasalar bu yüzden vardır. Bir ülkenin geleceği görev süreleri belirli kişilerin samimi ya da başbakanınki gibi gülünç teminatlarına bırakılamaz. Gündeminizde olmayan konular gerçekten aklınızda da yoksa bunları hemen yasalarla garanti altına alırsınız.

        Ama asıl amacınız sizin tamamlayamadıklarınızı arkanızdan gelen sizin kafadan hükümetlere bir bayrak yarışındaki gibi devretmekse, zaman kazanmak adına hiçbir şey ifade etmeyen aynı cevabı tekrarlayıp durursunuz.

        Zaten her istediğinizi yapıyorsunuz, bari artık dalga geçmeyin bizlerle.

Yazıcı dostu versiyon

 

YUVARLAĞIN KÖŞELERİ  1 Kasım 2010     SharePAYLAŞ

     Özdemir Asaf başlıktaki güzel kelime oyununu, yuvarlak bir dünyada seyahat ederken yalnızca bavul değil, aynı zamanda zihinlerinde film kareleri taşıyanları düşünerek yapmıştır sanki. Biz de öyle bir çift olduğumuz için nereye gitsek dört köşeli film kareleri canlandı gözlerimizde. Kurgu ve gerçek buluştu.

        Salzburg'da Mirabell Sarayı'nın bahçesine bakarken, Von Trapp Ailesi'nin çocuklarını mürebbiyeleri Maria ile şarkı söyleyerek dolaşırlarken görür gibi olduk.

        Viyana'yı dolaşırken genç Jesse ve Celine'e rastlamayı ümit ettik. Onlara romantizmin ömrünün tek gecelik olmadığını göstermek ve birbirleriyle vedalaşmalarını önlemek için..

        Roma tatilimizde etrafımızdan vızır vızır geçen Vespa'lara baktık hep göz ucuyla, belki Prenses Ann ve Joe yanımızdan geçip giderler diye. Aşk Çeşmesi renkli daha da güzelmiş doğrusu.

        Floransa'nın sanat ve tarih dolu sokaklarında Dr. Hannibal Lecter'dan bir iz aradık. Bir yandan da tedirgin olduk "Ya kazara göz göze gelirsek?" diye.

        Zamanın durduğu dar Prag sokaklarında gece vakti gezerken, lambalardan duvarlara yansıyan gölgelerde vampir avına çıkan Blade'in silüetini aradı gözlerimiz.

        Paris'te Moulin Rouge'u izlerken Satine geldi aklımıza, içimiz buruldu. Zavallı Christian'ı düşündüm, sarıldım aşkıma sıkıca. Jesse ve Celine daha olgunlaşmışlar ve yine dışarda bir yerdelerdi ama ilgilenmedik artık onlarla.

        Amsterdam'da Anne Frank'ın gizlendiği evi gezerken sanki bir köşede günlüğünü yazarken görür gibi olduk genç kızı. Ürkütmemek için parmak uçlarımızda yürüdük. Dışarı çıkınca gün ışığında onun için de dolaştık kanal kenarlarında.

        Yine kanallarda, bu defa Venedik'te bir gondoldayken Casanova'nın evinin önüne yanaştık. Bir an perde aralanır gibi oldu. Elinde maskesi çapkınlık peşindeydi ev sahibi. Bizi gördü göz ucuyla delice kıskandı beni.

        Berlin'in upuzun ve geniş caddelerinde yürürken etrafımızı kolaçan ettik, Lola kan ter içinde koşarak geçti yanımızdan. Kollarımızı uzattık tutamadık. Yakalasak uyaracaktık "Artık Alman Mark'ı kalmadı" diye.

        Barcelona'da bir restoranda oturmuş tapaslarımızı yerken yan masadaki Vicky ve Cristina'nın yanına esmer bir adam yanaştı. Pek şikayetçi görünmüyorlardı.

        Ve eve dönünce güzel bir eylül akşamı kendi filmimizi çektik İstanbul'da. Şimdi dönüp dönüp onu izliyoruz, kareleri ekliyoruz hafızamıza. 

Yazıcı dostu versiyon

 

AYIN FOTOĞRAFI  SharePAYLAŞ

 

 

 

Özel Arama

 

 

 

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

 

Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.

Footer