"Baba Beni Okula Gönder" Kampanyasına Bağış

G.K.

   KAVADARLI

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

KAVADARLI Künye

facebook/KAVADARLIblog

twitter/KAVADARLIblog

youtube/KAVADARLIblog

Linkler

  KTV Canlı Yayın

  Geçmiş Yazılar

  Fotokatürler

  Ayın Fotoğrafları

  Foto Galeriler

  Fragmanlar

  Günün Manşetleri

  Sinema Dosyaları

  Beşiktaş JK Yazıları

  Gezi Notları

  Çizgi Roman Ödülleri

  Diplomalı Filmler

  Kara Kartal Günlüğü

  Klasik Müzik Yayını

 

BU DEFA  2 Temmuz 2009     SharePAYLAŞ

     Geçen hafta pop müzik kralını kaybetti. Bu gezegende yaşayan ve çocukluğu 80'li yıllarda geçen biri olarak elbette beni de üzdü bu veda.

        Çocukken televizyonda bir Michael Jackson konserini izleyen insan seline ait görüntülere rastladığımda "bir daha dünyaya böyle bir şarkıcı gelmez" diye düşünmüştüm. Fakat daha sonraki yıllarda konserleri hınca hınç dolu pek çok şarkıcı ya da grup gördüm ekranlarda. Yine de çocukken tecrübesizlikten dolayı yanlış bir kriterden yola çıksam da, aslında vardığım sonuç doğru idi. Konserlerine kaç kişi toplarlarsa toplasınlar, hiç kimse Michael Jackson gibi olamadı. Bunun nedeni, onun yaptığı iş için yaratılmış olmasıydı.


        Eğer insanoğlunun tanrıya en çok en iyi bildiği işi yaparken yakınlaştığını kabul edersek, Michael Jackson'ın insanlar üzerindeki tanrısal etkisinin nedenini anlamış oluruz. Sahnedeki Michael aslında insanın sahip olduğu potansiyelin ve dolayısı ile onu yaratan tanrının gücünün bir göstergesiydi. Onun bu alandaki tanrısallığıydı, Smooth Criminal klibinde fizik kurallarına aykırı şekilde öne eğilişini izleyenleri bir anlığına da olsa "acaba?" diye şüpheye düşüren. Ve yine aynı hareketi yapan yanındaki diğer dansçıların varlığıydı, o eğilmenin gerçek olmadığını ispatlayan. Çünkü gerçek olsa sadece Jackson gibi tanrısal yetenekte biri yapabilirdi.


        Nasıl ki Maradona futbol ve Marlon Brando oyunculuk için yaratılmış ise, Michael Jackson da müzik ve dans için yaratılmıştı. Herhangi bir sahada, herhangi bir seviyede futbol oynayan herkes Maradona'nın İngiltere'ye attığı golün bir benzerini atmanın hayalini taşır. Sinemaya gönül veren herkes Don Carleone gibi bir rol ile tarihe geçmeyi arzular ve dans etmeyi seven herkes Jackson gibi "ayda yürümek" ister.


        Bu üç isim de yaratılmış oldukları alanlar haricindeki hayatlarıyla ne yapacaklarını bilemediler. Yeşil sahada, kamera önünde veya sahne üzerinde değilken adeta sudan çıkmış balığa döndüler. Üçü de özel hayatlarında çuvalladılar. Tanrısallık bahşedilenler insan olmayı beceremediler. Ama Brando ve Jackson sadece birbirlerini anlayabilen Olimpos Tanrıları gibi çok iyi dost oldular.


        Efsaneler kalp atışları durduğunda bitmezler. Maradona daha önce kendisini efsane yapan dünya kupası organizasyonlarının bir yenisinde doping yapmak zorunda kaldığında; Marlon Brando Baba ile efsane olduğu beyazperdede Dr. Moreau olarak tanınmaz halde hayranlarının karşısına çıktığında ve Michael Jackson sahnede artık izleyenlerin hayranlıktan çok acıma duygularına hitap etmeye başladığında zaten tükenmişlerdi. Öte yandan hayatlarına renk kattıkları insanlar tarafından her zaman zirvedeki halleri ile anılacakları için aslında onlar ölümsüzler.


        Bir daha kimse Michael Jackson gibi olamaz. Onun gibi olmak öyle zor bir şey ki, zamansız sona eren hayatının final bölümünde kendisi bile tekrar Michael Jackson olamadı.

 

        Bu defa sadece kral öldü, yerine tezahürat yapılacak yeni bir kral daha yok.


    

Yazıcı dostu versiyon

 

 

 

 

Özel Arama

 

 

 

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

 

Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.

Footer