PEKİ KİM?
23 Şubat 2009
PAYLAŞ

Belediye
seçimleri yaklaştıkça artan siyasal tansiyonda, eleştiri okları yoğun
şekilde CHP ve açılımlarına yönelmiş durumda. İktidar kendi silahlarını
rakibine kaptırmamak için Deniz Baykal'a din içerikli hamlelerinden dolayı
yüklenirken, parti içi muhalefet ve medyadaki önemli yazarlar da CHP'yi AKP'ye benzemekle
suçluyorlar.
Televizyon için yapılan 2000 tarihli Nuremberg filmi, II. Dünya Savaşı
sonrası önde gelen Nazilerin yargılandıkları ünlü Nürnberg Davası'nı konu
alır. Yargılananlar arasında Mareşal Hermann Göring de bulunmaktadır.
Askerlik konusundaki şöhreti ile bazı düşmanlarının bile saygısını kazanmış
olan Göring, dava sırasında da kendinden emin tavırları ve yaptıklarına
duyduğu inanç ile etrafındakileri etkilemeyi başarır. Hatta mahkemenin ilk
günlerinde Amerikalı Başsavcı Robert H. Jackson bile onun kendine güveni
karşısında afallayarak davanın kontrolünü kaybeder gibi olur.
Filmin belki de en etkileyici diyaloğu Jackson ile ekibindeki tek kadın olan
Elsie Douglas arasında geçer. Douglas, Göring'in özgüveni karşısında
yelkenleri suya indirmek üzere olan Jackson'a baş başa sohbetlerinde şu
soruyu sorar: "Peki kim kendi ideallerine daha çok inanıyor?"
Bu soru rahatlıkla CHP lideri Deniz Baykal'a da yönlendirilebilir. Acaba
kendi ideallerinin gücüne olan inancını kaybettiği için mi oyunu en çok
eleştirdiği rakibinin kurallarıyla oynamaya başladı? Eğer öyleyse bilmeli ki
bu, Tayyip Erdoğan'ın liderliğini kabul ettiği anlamına gelmektedir. Çünkü
sadece gerçek liderler kuralları belirleme gücüne sahiptirler.
Aslında Deniz Baykal'ı kendi ideallerine ters gelen bu açılımlara saptıran
bazı mantıklı mazeretler yok değil. Partisi iktidar tarafından son derece
haksız bir şekilde neredeyse "din düşmanı" ilan edilerek halk ile karşı
karşıya getirildi. CHP'nin en büyük hatası cumhuriyetin 80 küsürüncü
yılındaki değil de daha emekleme dönemindeki bir parti gibi davranmaması
oldu. Çünkü halkın azımsanmayacak bir kısmının kafasında cumhuriyetin
idealleri hala o kadar kökleşmiş değil. CHP, makyavelist siyasetçilerin halkın
din duygularını sömürmeleri karşısında kendini doğru ifade edemedi ve ne
acıdır ki şu sıralar "dinsiz" bir parti olmadığını halka ispatlamak için
didinip duruyor. Daha da acı olansa bunu ispat için seçtiği yöntemlerin dini
sömürenlerin yöntemleri ile aynı olmaları.
Deniz Baykal yaklaşan seçimde bir an evvel oy kazanmak peşinde koştuğu için,
ideallerini halka anlatmak lüksüne sahip olmadığını düşünüyor olabilir.
Türkiye'nin 15 yıl önceki belediye seçimleri ile değişmeye başlayan
istikametini, daha fazla vakit kaybetmeksizin yine belediye seçimleri ile
eski doğrultusuna getirmek arzusunda da olabilir. Görünen odur ki Deniz
Baykal ideallerini halka anlatmayı sonraya erteleyerek, önceliği kaybettiği
önemli mevkileri geri kazanmaya vermiştir. Ama ideallerinin gerektirdiği
gibi davranmaktan vazgeçmiş olması, artık yeni bir başarısızlık halinde
tutunacak dalının kalmaması demektir. Herkes gibi o da aldığı kararların neticesine
katlanmalıdır.


BİLDİĞİMİZ
GİBİ
8 Şubat 2009
PAYLAŞ
Geçtiğimiz
hafta içinde başbakan Türk halkı ile kafa bulduğu yeni bir konuşma daha
gerçekleştirdi. Bu sefer kendini aşarak "CHP dini siyasete alet
ediyor" dedi. Üstelik kara mizah başyapıtı sayılabilecek
konuşmasını hakkında "Saygı duruşunda sap gibi durmanın gereği yok" dediği Atatürk'ün dev bir posteri önünde gerçekleştirdi. Tabi yanında aynı boyutlarda kendi posteri asılı idi.
Seçim döneminde kendini özdeşleştirdiği Menderes ve Özal ile yan yana resimlerinin yer aldığı
afişler artık geride kaldılar. Bundan sonra muhatap olarak sadece en büyük Türk'ü kabul edebilir. O da
şimdilik tabi ki... Muhtemelen rüyalarını yalnız kendi posterinin asılı
kalacağı bir geleceğin tatlı hayalleri süslüyordur. Bu da nerden mi çıktı?
Çünkü Aziz Nesin bu hikayeyi çok önceden yazmıştı.
Bitmedi... Geçen hafta başbakan çok formdaydı:
''Biz laik, demokratik, sosyal bir hukuk
devletinin mensubuyuz ve bütün çalışmalarımızı bu çerçeve içerisinde
yürütüyoruz" da dedi. Bu açıklamasıyla beraber artık Türk siyasi arenasında
yer alan ve kendisi tarafından dile getirilmeyen hiçbir siyasi görüş
kalmamış oldu desek yeridir. Siyasi kariyerinin hangi basamağında ise ona
göre bir terminoloji kullanan başbakan, bir sonraki seçim döneminde hangi
sloganlarla meydana çıkacak bilinmez ama geçmiş sloganları hala unutulmadı.
Başbakanın 1994 yılında RP İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde,
Ümraniye İlçe Örgütü binasının açılışında yaptığı konuşmanın bir bölümü şu
şekilde idi:
"Hem laik hem Müslüman olunmaz.
Ya Müslüman olacaksın ya laik. İkisi bir arada ters
mıknatıslanma yapar."
"Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor... Yahu bu millet
istedikten sonra, tabii elden gidecek yahu! Sen bunun önüne
geçemezsin ki... Millete rağmen bu yürümez zaten. Sonra
nedir bu laiklik Allah aşkına? Bir tarif edin diyorsun,
tarif etmiyor. Bu ne menem şey yahu... Çıkıyor İçişleri
Bakanı, 'Devlet dine karışır.' Eeee, gerisini niye
söylemiyorsun? 'Din devlete karışır' demiyor."
"'Ben
Müslümanım' diyenin tekrar yanına gelip bir de 'Aynı zamanda
laikim' demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslümanın
yaratıcısı Allah, kesin hâkimiyet sahibidir. Egemenlik
kayıtsız şartsız milletindir, koskoca bir yalan. Egemenlik
kayıtsız şartsız Allah'ındır."
"Kaptıkaçtı, maptıkaçtı (Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı) var ya,
Anayasa'yı hazırlıyorlar, biz de oradayız... Eski Maliye
Bakanı Vural Arıkan, o da tam böyle zil zurna sarhoş, ayakta
duramıyor. O da akıl veriyor. Adamlar ayık kafayla
hazırlamıyorlar bunu. Sonra iki senede deliniyor."
"Avrupa
Topluluğu'na girmek için koşturuyorlar. Onlar da bizi
almamayı düşünüyorlar. Eee!... Biz de girmemeyi düşünüyoruz.
Avrupa Topluluğu'nun asıl adı Katolik Hıristiyan Devletler
Birliği'dir."
"1.5
milyarlık İslam âlemi Müslüman - Türk milletinin ayağa
kalkmasını bekliyor. Kalkacağız. Işıkları göründü. Allah'ın
izniyle bu kıyam başlayacak."
"Yahu
milletin bütünlüğü 'Ne mutlu Türküm diyene' ifadesiyle
sağlanır mı? Osmanlı, 30'u aşkın etnik grubu ümmet
düşüncesiyle bir arada tuttu. Biz de inanç birliğiyle
tutacağız."
Kesin olan bir
gerçek var. Kendisini İstanbul'un imamı ilan ettiği ve
İstanbul'u Medine yapmayı vaad ettiği belediye başkanlığı
döneminden günümüze kadar bindiği demokrasi tramvayında
başbakan, herkesten kurnaz olduğunu ispat etti.
Unutmadan, ne diye soruyordu İbrahim Zübükzade filmde
müstakbel kayınpederine? "Şimdi senin gibi namuslu mu olayım
diyorum yoksa mebus mu?"






Özel
Arama
Anasayfa
Seyahat
Sinema
Beşiktaş JK
Radyo Nova
Çizgi
Roman
Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.
