"Baba Beni Okula Gönder" Kampanyasına Bağış

G.K.

   KAVADARLI

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

KAVADARLI Künye

facebook/KAVADARLIblog

twitter/KAVADARLIblog

youtube/KAVADARLIblog

Linkler

  KTV Canlı Yayın

  Geçmiş Yazılar

  Fotokatürler

  Ayın Fotoğrafları

  Foto Galeriler

  Fragmanlar

  Günün Manşetleri

  Sinema Dosyaları

  Beşiktaş JK Yazıları

  Gezi Notları

  Çizgi Roman Ödülleri

  Diplomalı Filmler

  Kara Kartal Günlüğü

  Klasik Müzik Yayını

 

PEKİ KİM?  23 Şubat 2009     SharePAYLAŞ

     Belediye seçimleri yaklaştıkça artan tansiyonda, eleştiri okları yoğun şekilde ana muhalefet ve açılımlarına yönelmiş durumda. İktidar kendi silahını rakibine kaptırmamak için Baykal'a din içerikli hamlelerinden dolayı yüklenirken, parti içi muhalefet ve medyadaki önemli yazarlar da CHP'yi iktidara benzemekle suçluyorlar.

        Televizyon için yapılan 2000 tarihli Nuremberg filmi, II. Dünya Savaşı sonrası önde gelen Nazilerin yargılandıkları ünlü Nürnberg Davası'nı konu alır. Yargılananlar arasında Mareşal Hermann Göring de bulunmaktadır. Askerlik konusundaki şöhreti ile bazı düşmanlarının bile saygısını kazanmış olan Göring, dava sırasında da kendinden emin tavırları ve yaptıklarına duyduğu inanç ile etrafındakileri etkilemeyi başarır. Hatta mahkemenin ilk günlerinde Amerikalı Başsavcı Robert H. Jackson bile onun kendine güveni karşısında afallayarak davanın kontrolünü kaybeder gibi olur.

        Filmin belki de en etkileyici diyaloğu Jackson ile ekibindeki tek kadın olan Elsie Douglas arasında geçer. Douglas, Göring'in özgüveni karşısında yelkenleri suya indirmek üzere olan Jackson'a baş başa sohbetlerinde şu soruyu sorar: "Peki kim kendi ideallerine daha çok inanıyor?"

        Bu soru rahatlıkla CHP lideri Deniz Baykal'a da yönlendirilebilir. Acaba kendi ideallerinin gücüne olan inancını kaybettiği için mi oyunu en çok eleştirdiği rakibinin kurallarıyla oynamaya başladı? Eğer öyleyse bilmeli ki bu, başbakanın liderliğini kabul ettiği anlamına gelmektedir. Çünkü sadece gerçek liderler kuralları belirleme gücüne sahiptirler.

        Aslında Baykal'ı kendi ideallerine ters gelen bu açılımlara saptıran bazı mantıklı mazeretler yok değil. Partisi iktidar tarafından son derece haksız bir şekilde neredeyse "din düşmanı" ilan edilerek halk ile karşı karşıya getirildi. CHP'nin en büyük hatası cumhuriyetin 80 küsuruncu yılındaki değil de daha emekleme dönemindeki bir parti gibi davranmaması oldu. Çünkü halkın azımsanmayacak bir kısmının kafasında cumhuriyetin idealleri hala o kadar kökleşmiş değil. CHP, makyavelist siyasetçilerin halkın din duygularını sömürmeleri karşısında kendini doğru ifade edemedi ve ne acıdır ki şu sıralar "dinsiz" bir parti olmadığını halka ispatlamak için didinip duruyor. Daha da acı olansa bunu ispat için seçtiği yöntemlerin dini sömürenlerin yöntemleri ile aynı olmaları.

        Deniz Baykal yaklaşan seçimde bir an evvel oy kazanmak peşinde koştuğu için, ideallerini halka anlatmak lüksüne sahip olmadığını düşünüyor olabilir. Türkiye'nin 15 yıl önceki belediye seçimleri ile değişmeye başlayan istikametini, daha fazla vakit kaybetmeksizin yine belediye seçimleri ile eski doğrultusuna getirmek arzusunda da olabilir. Görünen odur ki Baykal ideallerini halka anlatmayı sonraya erteleyerek, önceliği kaybettiği önemli mevkileri geri kazanmaya vermiştir. Ama ideallerinin gerektirdiği gibi davranmaktan vazgeçmiş olması, artık yeni bir başarısızlık halinde tutunacak dalının kalmaması demektir. Herkes gibi o da aldığı kararların neticesine katlanmalıdır.

Yazıcı dostu versiyon

 

BİLDİĞİMİZ GİBİ  8 Şubat 2009     SharePAYLAŞ

Beyaz     Geçtiğimiz hafta içinde başbakan Türk halkı ile kafa bulduğu yeni bir konuşma daha gerçekleştirdi. Bu sefer kendini aşarak "CHP dini siyasete alet ediyor" dedi. Üstelik kara mizah başyapıtı sayılabilecek konuşmasını hakkında "Saygı duruşunda sap gibi durmanın gereği yok" dediği Atatürk'ün dev bir posteri önünde gerçekleştirdi. Tabi yanında aynı boyutlarda kendi posteri asılı idi. Seçim döneminde kendini özdeşleştirdiği Menderes ve Özal ile yan yana resimlerinin yer aldığı afişler artık geride kaldılar. Bundan sonra muhatap olarak sadece en büyük Türk'ü kabul edebilir. O da şimdilik tabi ki... Muhtemelen rüyalarını yalnız kendi posterinin asılı kalacağı bir geleceğin tatlı hayalleri süslüyordur. Bu da nerden mi çıktı? Çünkü Aziz Nesin bu hikayeyi çok önceden yazmıştı.

        Bitmedi... Geçen hafta başbakan çok formdaydı: ''Biz laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletinin mensubuyuz ve bütün çalışmalarımızı bu çerçeve içerisinde yürütüyoruz" da dedi. Bu açıklamasıyla beraber artık Türk siyasi arenasında yer alan ve kendisi tarafından dile getirilmeyen hiçbir siyasi görüş kalmamış oldu desek yeridir. Siyasi kariyerinin hangi basamağında ise ona göre bir terminoloji kullanan başbakan, bir sonraki seçim döneminde hangi sloganlarla meydana çıkacak bilinmez ama geçmiş sloganları hala unutulmadı. Başbakanın 1994 yılında RP İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde, Ümraniye İlçe Örgütü binasının açılışında yaptığı konuşmanın bir bölümü şu şekilde idi:

        "Hem laik hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya laik. İkisi bir arada ters mıknatıslanma yapar."

        "Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor... Yahu bu millet istedikten sonra, tabii elden gidecek yahu! Sen bunun önüne geçemezsin ki... Millete rağmen bu yürümez zaten. Sonra nedir bu laiklik Allah aşkına? Bir tarif edin diyorsun, tarif etmiyor. Bu ne menem şey yahu... Çıkıyor İçişleri Bakanı, 'Devlet dine karışır.' Eeee, gerisini niye söylemiyorsun? 'Din devlete karışır' demiyor."

        "'Ben Müslümanım' diyenin tekrar yanına gelip bir de 'Aynı zamanda laikim' demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslümanın yaratıcısı Allah, kesin hâkimiyet sahibidir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, koskoca bir yalan. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah'ındır."

        "Kaptıkaçtı, maptıkaçtı (Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı) var ya, Anayasa'yı hazırlıyorlar, biz de oradayız... Eski Maliye Bakanı Vural Arıkan, o da tam böyle zil zurna sarhoş, ayakta duramıyor. O da akıl veriyor. Adamlar ayık kafayla hazırlamıyorlar bunu. Sonra iki senede deliniyor."

        "Avrupa Topluluğu'na girmek için koşturuyorlar. Onlar da bizi almamayı düşünüyorlar. Eee!... Biz de girmemeyi düşünüyoruz. Avrupa Topluluğu'nun asıl adı Katolik Hıristiyan Devletler Birliği'dir."

        "1.5 milyarlık İslam âlemi Müslüman - Türk milletinin ayağa kalkmasını bekliyor. Kalkacağız. Işıkları göründü. Allah'ın izniyle bu kıyam başlayacak."

        "Yahu milletin bütünlüğü 'Ne mutlu Türküm diyene' ifadesiyle sağlanır mı? Osmanlı, 30'u aşkın etnik grubu ümmet düşüncesiyle bir arada tuttu. Biz de inanç birliğiyle tutacağız."

        Kesin olan bir gerçek var. Kendisini İstanbul'un imamı ilan ettiği ve İstanbul'u Medine yapmayı vaad ettiği belediye başkanlığı döneminden günümüze kadar bindiği demokrasi tramvayında başbakan, herkesten kurnaz olduğunu ispat etti.

        Unutmadan, ne diye soruyordu İbrahim Zübükzade filmde müstakbel kayınpederine? "Şimdi senin gibi namuslu mu olayım diyorum yoksa mebus mu?"

   

Yazıcı dostu versiyon

 

 

 

 

Özel Arama

 

 

 

Anasayfa    Seyahat    Sinema    Beşiktaş JK    Radyo Nova    Çizgi Roman

 

Sitedeki yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir.

Footer